Duyurular

Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne…
Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne..
Medeni olmak eğer açmaksa bedeni..
Desenize hayvanlar insanlardan daha Medeni…!...
(M.Akif Ersoy)



"İslami Chat", "İslami Sohbet", "Dini Chat", "Dini Sohbet"!!!!!!!!!!!!! Tıklayınız...


Aşık olmak & Dünya Aşkı günah mıdır? Lütfen Tıklayınız...

Biz Gençlerin Gece Hayatı Olmalı ! Lütfen Tıklayınız...

"Kılmazsam yaşayamam."diyebilmek...

UYANIN ARTIK!!! İnternet kullanıcılarına ...

Şarkılar ve Dinimizdeki Yeri!Dikkat!!! Lütfen Tıklayınız...

1 günlük namazla neler kazanıyoruz? Lütfen Tıklayınız...

Bu Hayattan Neler ÖĞrendİn? Lütfen Tıklayınız...

Genc Kızlara Önemli Nasihatler ! ... ...Lütfen Tıklayınız...

Katil Amerika Ve Onun Sponsorları LÜTFEN İZLEYİN....!Lütfen Tıklayınız...

GÖZÜNÜZE SAHİP ÇIKABİLİYOR MUSUNUZ..?Lütfen Tıklayınız...

Gönderen Konu: Hikmetli Hikayler...  (Okunma sayısı 614 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Hikmetli Hikayler...
« : 08 Nisan 2008, 14:57:40 »
Değerli arkadaşlar,

     İnsanın konuşmalarında içinden dökülen kelimeler ve anlattıklarının güzel, ikna edip tatmin edici olmasında anlatılan hikmetli hikâyeler önemli bir yere sahiptir.  Hatta sadece bu hikâyeleri bir arda anlatılan birçok kitap kaleme alınıştır. Bizlerde burada daha çok hikmet dolu mizaha kaçmayan hikâyelerleri paylaşımda bulunalım inşallah

Öyle ki gün gelir bu başlık altında aktardıklarımız derlenip bir kitap olabilecek kadar olsun isteriz.
 Hatta sadece burada değil formumuzdaki kaliteyi artırma ve daha sonralarda değişik bölümlerden derleyeceğimiz aktarımlarımızın bir kısmını bir arya getirip Nur Forum Kitabı’nı basamak dahi gayet tabi mümkündür İnşallah.
Yeter ki kaliteyi artırım hedef sahibi olalım
Ben ilk hikâyeyi aktararak başlatıyorum
Katkıda bulunan herkesten Allah RAzı Olsun
Şimdiden teşekkür ederiz.
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Hikmetli Hikayler...
« Yanıtla #1 : 08 Nisan 2008, 14:58:03 »
                            Acele karar vermek!
     Köyün birinde yaşlı bir adam yaşarmış. Çok fakirmiş. Ancak kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir atı varmış ki, kral atı için hazinesinin tamamını teklif etmiş fakat köylü satmaya yanaşmamış.
Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı demiş?
Bir sabah kalkmışlar ki at yok. Köylüler ihtiyarın etrafına toplanmışlar:
Seni bunak! Bu atı sana bırakmayacakları, satacakları belli idi. Krala satsaydın, çok zengin olurdun. Şimdi ne paran ne de atın var! Demişler.
“Kara vermek için acele etmeyin. Sadece at kayıp deyin, çönkü gerçek bu… Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar… Atımın kaybolması bir talihsizlik mi yoksa bir şans mı bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez. “  demiş.
Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at bir gece ansızın dünmüş. Meğer çalınmamış., dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de vadideki 12 vahşi atı peşi sıra getirmiş. Köylüler ihtiyarın etrafına toplanıp özür dilemişler.
“Babalık, sen haklı çıktın! Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin  için. Şimdi bir at sürün var!”
“karar vermek için yine acele ediyorsunuz. Sadece atın geri geldiğini söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?” demiş.
Köylüler bu sefer açıkça dalga geçmemişler ama içlerinden “bu herif sahiden geri zekalı!” diye düşünmüşler.
Bir hafta geçmeden vahşi atları terbiye etmeye çalışan yaşlı adamın oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğlu uzun süre yatakta yatacakmış.  Köylüler yine ihtiyara gelmişler.
“Bir kez daha haklı çıktın.  Bu atlara yüzünden oğlun tek ayağını uzun süre kullanamayacak, sanada bakacak başkası yok. Şimdi eskiden daha fakir ve zavallı olacaksın!”demişler.
İhtiyar:
“Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba bu ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra size asla bildirilmez!”demiş.
Birkaç hafta düşmanlar büyük bir orduyla saldırmışlar. Kral son umutla eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler ihtiyarın bacağı kırık oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş.
Köylüler yine ihtiyara gelmişler:
“ Yine haklı olduğun ispatlandı. Oğlunun bacağı kırık, fakat hiç değilse yanında. Halbuki bizimkiler hiç dönmeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil şansmış meğer.”
İhtiyar yine :
“Siz erken karar vermeye devam edin. Ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen tek bir geçek var; oğlum benim yanımda, sizinkilerse askerde. Ama bunların hangisinin talih hangisinin Şamsızlık olduğunu Allah biliyor!” demiş.

Kıssadan hisse: “ Acele karar vermeyin. O zaman sizin herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakarak tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, aklı düşünmeyi dolayısıyla gelişmeyi durdurur. Halbuki  gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsanız, daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Hikmetli Hikayler...
« Yanıtla #2 : 08 Nisan 2008, 14:58:24 »


 
                                MUSA PEYGAMBER VE ÇOBAN 


     Musa, yolda bir çoban gördü. Çoban, şöyle söylenip duruyordu: “ Ey kerem sahibi tanrı! Neredesin ki sana kul, kurban olayım, çarığını dikeyim, saçını tarayayım elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım. Ulu tanrı, sana süt ikram edeyim. Elceğizini öpeyim ayacığını ovayım. Uyuma vaktin gelince yerceğizini silip süpüreyim. Bütün keçilerim sana kurban olsun. Bütün nağmelerim, heyheylerim senin yadınladır Tanrım!”
    o çoban, bu çeşit saçma sapan şeyler söyleyip duruyordu. “Musa kiminle konuşuyorsun?” diye sordu. Çoban, “ bizi yaratanla, bu yeri göğü halk edenle” diye cevap verince, Musa dedi ki: “ vah ,vah, sen sersemlemişsin. Daha Müslüman olmadan kafir oldun, bu ne saçma söz, bu ne küfür, bu ne olmayacak şey? Ağzına pamuk tıka küfrünün pis kokusu dünyayı tuttu. Küfrün, din kumaşını yıprattı. Çarık, dolak,ancak sana yaraşır. Bir güneşe bu çeşit şeylerin ne lüzumu var?
    Böyle sözlerden ağzını kapamazsan bir ateş gelir, halkı yakar. Zaten ateş gelmedi de bu duman ne? Can niye kapkara bir hale geldi, ruh merdutlaştı? Tanrının her şeye kadir ve her hususta adil olduğunu biliyorsan nasıl oluyor da bu hezeyanlara, bu küstahlığa cüret ediyorsun? Akılsız dost, zaten düşmandır. Ulu Tanrı, bu çeşit hizmetlerden ganidir. Sen bunları kime söylüyorsun. Amcana, dayına mı? Tanrı sıfatlarında cisim sahibi olmak ve ihtiyaç var mı?
     Büyüyüp gelişmekte olan süt içer. Ayağı muhtaç olan çarık giyer eğer bu dedikodu, kulu içinse. Tanrı, onun hakkında da “ o, benim” dedi. Yine beyhude ve batıl. Tanrı onun hakkında, “ hastalandın da yine halimi hatırımı sormadın. Yalnız o hastalanmadı, ben de hasta oldum” demiştir. Bu çeşit sözler, “ benimle duyar benimle görür” haki katına erişen kişi içinde batıldır.
     Tanrı haslarıyla edepsizce konuşmak gönlü öldürür amel defterini kapkara bir hale koyar. Sen bir erkeğe Fatma desen erkekle kadın hep bir cinsten olmakla beraber imkan bulursa kanına kasteder, isterse hattı zatında halim ve mülayim olsun. Fatma sözü, kadınlar için övünçtür. Fakat erkeğe söylersen kılıç yarası gibi tesir eder. El ayak bizim için övünç vesilesidir; fakat Tanrının arılığına nispetle kusur. “ Doğmaz, doğurmaz” vasfına layıktır . Babayı da halk eden o, oğlu da doğma, cisim olanın vasfıdır. Doğan, ırmağın bu yüzüne mensuptur. Çünkü doğan kevnü fesat alemindendir aşağılıktır, sonradan olmadır. Elbette onu bir meydana getiren lazım çoban, “

    ya Musa ağzımı bağladın, pişmanlıktan canımı yaktın” dedi; elbisesini yırtıp yana ,yana bir ah çekti, başını alıp çöle doğru yola düştü. Musa’ya Tanrıdan şöyle vahiy geldi: “ Kulumuzu bizden ayırdın. Sen ulaştırmaya mı geldin, yoksa ayırmaya mı? Kaadir oldukça ayrılığa ayak basma. Bence en hoşlanılmayan şey ayrılıktır. Ben, herkese bir huy, herkese bir çeşit ıstılah verdim. Ona medih olan söz, sana zemdir, ona göre baldır, sana göre zehir! Bizse temizden de münezzehiz, pisten de. Ağırlıktan da arıyız, çeviklik ve titizlikten de! Kullara ibadet edin diye emrettimse bir kar, bir fayda elde edeyim diye değil, kullara ihsanlarda bulunayım diye. Hintlilere, Hintlilerin sözleri medihtir. Sintlilere, sintlilerin. Onların beni tespih etmeleriyle münezzeh, mukaddes olmam. Bu tespih incilerini saymakla kendileri temizlenirler. Biz dile söze bakmayız gönle hale bakarız. Kalp huşu sahibiyse kalbe bakarız, isterse sözünde kulluk ve aşağılık olmasın! Çünkü gönül cevherdir söz söylemekse araz. Bu yüzden araz, ariyettir,maksat cevherdir. Manası gizli kapalı, yahut başka olan bu çeşit laflar ne vakte kadar sürecek? Yanıp yakılmak isterim ben yanıp yakılmak. O ateşe düş! Canda sevgiden bir ateş tutuşur, düşünceyi sözü, baştanbaşa yakıver! Musa, edep bilenler başka, canı ruhu yanmış aşıklar başka. Aşıklara her nefeste bir yanış var. Yıkık köyden haraç aşar alınmaz. Hatalı söz söylerse bile ona hatalı deme. Kana bulanıp şehit olursa yıkamaya kalkışma. Şehitlere kan, sudan yeğdir. Bu yanlış sözde yüzlerce doğrudan yeğ. Kabe’nin içinde kıbleden eser yoktur dalgıcın ayağında dolak olmazsa ne gam yürü, sarhoşlardan kılavuzluk arama. Elbisesi paramparça olana yamadan bahsetme. Aşk şeriatı, bütün dinlerden ayrıdır. Aşıkların şeriatı da Allah’tır, mezhebi de. Lain, lal olduğunu ispat eden bir damgası olmasa da ne çıkar? Aşk gam denizinde gamlanmaz ki! Ondan sonra Hak, Musa’nın sırrına dile gelmeyecek sırlar söyledi; Musa’nın gölüne sözler döktüler. Görmekle söylemeyi birbirine karıştırdılar. Nice defa kendisinden geçti, nice defa kendisine geldi. Kaç kere ezelden ebede uçtu eğer bundan ötesini anlatmaya kalkışırsam ahmaklık etmiş olurum. Çünkü bunu açmak bunu anlatmak anlayışın ötesindedir. Söylesen akıllar hayran olur. Yazsam birçok kalemler kırılır! Musa Tanrıdan bu azarı duyunca çöle düşüp çobanın ardınca koştu. O hayran aşığın izini izledi, çöldeki otların tozunu silkti. Aşık ve hayran adamların ayak izleri, başkalarının izlerinden ayrılır, hemen belli olur. Aşık, ruh gibi bir ayağını yukardan aşağıya atar, bir ayağını fil gibi eğri büğrü basar. Bazen bir dalga gibi bayrak diker, yücelir. Bazen balık gibi suyun içinde gider, görünmez. Bazen de remilcinin remil dökmesi gibi ahvalini toprak üstüne yazar.

      Musa nihayet onu bulup gördü. Dedi ki: müjdemi ver Tanrıdan izin geldi. Hiçbir sebep ve tertip yolu arama; daralan gönlün ne isterse onu söyle! Senin küfrün, din, dinin can nuru. Sen emniyete erişmişsin, bütün bir cihan da senin yüzünden amanda. Ey Tanrı “ tanrı dilediğini yapar” sırrına erişip o sırla her şeyden affedilmiş olan kişi pervasızca yürü, dilini aç!

    Çoban “ ey Musa, ben o halde, o sözden geçtim. Şimdi kendi gönlümün kanına bulandım. Ben Sidret-ül Müntehadan da aşmış, oradan bile yüz binlerce yıl öte gitmiştim. Sen bir kamçı vurdun, atım şahlanıp sıçradı, kainatı aştı. Nasutumuzun mahremi Lahut’u olsun artık. Aferin eline koluna! Şimdi benim halim söze sığmaz. Zaten bu söylediğim de benim ahvalim değil. Ayna da bir suret görürsün ya fakat o senin suretindir, aynanın değil. Neyzen, ney üfler. Fakat bu nefes ve bu nefesten çıkan ses, neyin midir, neyzenin mi? Bu ses neyin harcı mı, neyzenin harcı mı?” dedi. Kendine gel, kendine! Tanrıyı övsen de bu övüşünü, çobanın layık olmayan övüşü gibi bil, öyle tanı. Senin övüşün, çobanın övüşüne nispetle daha iyidir. Ama Tanrıya nispetle onun da değeri yok, onun da sonu gelmez. Ne vakte dek ben Tanrıya hamlederim deyip duracaksın? Perde kaldırılınca oldu sanılan nice şeylerin olmamış bulunduğu meydana çıkar. Tanrıyı anışımın makul olması Tanrı rahmetindendir. Adeta istihaze olan kadının namaz kılması gibi bir ruhsattan ibarettir. Onun namazına nasıl kan bulaşmışsa senin Tanrıyı anışını da benzetiş ve zannediş bulaşmış! Kan pistir ama bir parçacık su ile temizlenir. Fakat içte öyle pislikler vardır ki: Tanrının lütuf suyundan gayrı bir şeyle arınmaz ibadet eden kişinin gönlünden eksilmez. Keşke secden de kıbleden yüzünü çevirmiş olaydın da tek “ Sübhane rabbiyel A’la”’nın manasına ereydin! “ Tanrım secdem de varlığın gibi sana layık değil. Sen kötülüğe iyilikle mukabele et” diyeydin. Bu yeryüzünde Hakk’ın hikmetinden eser vardır. Ondan dolayı pislikleri giderir, çiçekleri bitirir. Bizim pisliklerimizi örter, karşılığın da ondan koncalar biter. Kafir vergide, cömertlikte topraktan daha aşağı, daha verimsiz olduğunu görüp, varlığından çiçek ve meyve bitmediğini hatta bütün temizlikleri bozup pislemekten başka bir şey yapmadığını anlar da “ Ben aykırı anlamış, yanılmışım yazık keşke toprak olsaydım, Keşke topraktan sefer etmeseydim Keşke bir avuç toprak gibi ben de bir tane düşürüp yetiştirseydim. Topraktan sefere düştüm ama beni yol imtihan etti bu yolculuktan ne armağan getirdim ki?” der. Kafir yolculuğundan bir fayda görmez, ondan dolayı da bütün meyli toprağadır. Adamın yüzünü geriye çevirmesi, hırstan tamahtandır. Yüzünü yola çevirmesi; doğruluktan niyazdan. Büyümeye meyli olan her ot, büyüyüp durur, yaşar günden güne gelişir. Fakat başını yere eğdi mi de günden güne küçülür, kurur, noksan bulur, mahvolur. Ruhumun meyli, yüceliklere ise yücelir durursun varacağın yer de orasıdır. Aksine olarak başını yere eğdin mi battın gitti,

    Hak “ Ben batanları sevmem” demiştir. Musa “ Ey kerem sahibi, ey her işi yapan, ey bir an zikri, uzun bir ömre bedel olan Tanrı! Bu balçık aleminde eğri büğrü bir iz gördüm. Gönül melekler gibi itiraz etti. “ Bir nakış yapıp ona fesat tohumunu ekmekteki maksat nedir?Zulüm ve fesat ateşini alevlendirip mescidi de secde edenleri de yakmakta ne hikmet var? Bir yalvarış için kan ve irin kaynağını coşturmak neden?” dedim. Ben bunların aynı hikmet olduğunu biliyorum. Fakat maksadım, bu hikmetin büsbütün açığa çıkması ve benim açıkça görmem. O yakın bana “sus” dediği halde görme hırsı “ hayır, coş!” demekte. Sen meleklere sırrını gösterdin. Böyle bir lezzet, kahır ve minhete değer! ademin nurunu Meleklere açıkça arz ettin, müşküllerini halledeydin.

   Ölümün sırrını hasredilmen söyler, yaprağın hikmetini meyveler anlatır. Kanın meninin sırrı da insanın duygusudur; her artmanın sonu da nihayet eksilme! Yazan kişi önce yazı yazacağı tahtayı yıkar, temizler; sonra ona harfleri yazar. Tanrı da önce gönlü kan eder, hor hakir gözyaşıyla yıkar, sonra o gönle sırları kaydeder. Yıkamakla, o levhi bir defter yapmak istediklerini bilmek, anlamak gerek. Bir evin temelini atacakları vakit oradaki eski ve evvelki yapıyı yıkarlar. Sonunda arı duru su çıkarmak için önce yerden toprak çıkarırlar. Çocuklar hacamattan ağlarlar. Çünkü işin hikmetini bilmezler ki. Halbuki adam hacamatçıya para verir, kan içen hançere iltifatlarda bulunur. Hamal ağır yükün altına koşar, yükü başkalarından kapar. Yük için hamalların savaşlarına bak. Din işinde çalışma da böyledir. Rahatın aslı zahmet olduğu gibi acılıklar da nimetin önüdür.

   Cennet, hoşumuza gitmeyen şeylerle kaplanmış, cehennem de zevkimize giden şeylerle dolmuştur. Ateşin aslı yaş ağaç olduğu gibi ateşe yanan da Kevser’e ulaşmıştır. Zindan da mihnetlere düşen adam bir lokmanın bir zevkin yüzünden düşmüştür. Bir köşkte devlete erişen de bir savaş, bir mihnet karşılığı olarak o devleti bulmuştur. Kimi altına, gümüşe sahip olmuş, zenginlikte naziri olmayan bir dereceye erişmiş görürsen bil ki o, kazanma zahmetine sabretmiştir. Gözü açık olan bunları sebepsiz, Tanrı hikmeti olarak görür. Fakat madem ki sen duygu alemindesin, sebeplere kulak as! Sebeplere yapışmamak, onları görmemek makamı ruhu taba yi aleminden kurtulmuş olanındır. Bu çeşit adam, peygamberlerin mucizeleri çeşmesini sebepsiz görür. Onları sudan ottan meydana geliyor bilmez. Bu sebep, doktorla hasta, kandille fitil gibidir. Gece kandiline yeni bir fitil bük, fakat güneş kandilini bunlara muhtaç sanma. Yürü aşevinin damı için samanlı balçık hazırla. Fakat bil ki kainatın damı, buna muhtaç değil.

   Ah sevgilimiz gamımızı yakıp mahvedince gece yalnızlığı bile geçti, gündüz oldu. Ay, ancak geceleyin cilve eder. Gönlün istediği sevgiliyi gönül derdinden başka bir şey de arama. Fakat sen İsa’yı bıraktın da eşeği besledin. Hulasa eşek gibi perdenin ardında kaldın gitti! Bilgi ve irfan. İsa’nın talihidir, ey eşek sıfatlı, eşeğin talihi değil! Eşeğin anırmasını duyar, acırsın. Halbuki bilmezsin ki eşek, sana eşeklik telkin ediyor. İsa’ ya acı eşeğe değil tabiatı aklına baş etme. Bırak tabiatını ağlaya dursun sen ondan al, canın borcunu öde! Yeter artık yıllarca eşeğe kul oldun. Çünkü eşeğe kul olan , eşeğin ardından gider. “ Onları atta bırakın” dan murat nefsindir. Nefis geride aklın ilerde gerek. Ama bu aşağılık akıl da eşekle aynı mizaçta. Çünkü bütün fikri onu nasıl elde ederimden ibaret. İsa’nın eşeği gönül mizacına malik olmuş akıllar makamında yer tutmuştur. Çünkü akıl galebe çalmıştı, eşekse zayıftı. Eşek şişman ve kuvvetli biniciden zayıflar. Ey eşek değerli; aklının azlığından bu eşek, ejderhalaştı. Gönlün İsa’dan hastalandıysa yine ondan iyileşir, sıhhat yine ondan gelir, onu bırakma.

      Ey nefesi hoş Mesih, cihanda yılansız hazine olmaz. Eziyetlerle nasılsın? İsa Yahudileri görünce ne hale gelir; Yusuf hasetçi kardeşler elinde ne olur? Sen gece gündüz bu azgın kavmin ardından koştukça nasıl olur da gece gibi gündüz gibi ömre medet bağışlar, yardım edersin? Ah safra illetine tutulmuş o hünersiz kişilerden. Safradan ne hüner meydana gelir? Ancak baş ağrısı. Sen hemen doğu güneşinin yaptığını yap. Bizse nifak hile, hırsızlık ve riya içinde yüzelim. Sen dünyada da balsın dinde de. Bizse sirke. Safraya ancak sirkengübin iyi eder, giderir. Halbuki biz karın ağrısına tutulmuş olduğumuz halde boyuna sirkeyi artırıp duruyoruz. Sen keremi terk etme de balı artır! Bizden bu layıktı, bunu yaptık. Kum, gözde ancak körlüğü fazlalaştırır. Fakat ey aziz sürme senden her değersiz şey, değer bulur, bir şey olur; sana bu layıktır. Bu zalimlerin ateşinden gönlün kebap olduğu halde daima “ yarabbi, kavmime hidayet et” diye hitap ediyordun. Sen o öd ağacı madensin. Seni ateşe atsalar bu alem, ıtırla, fesleğen kokusuyla dolar. Sen o öd ağacı değilsin ki ateşte yansın, eksilip bitsin. Sen o ruh değilsin ki gama esir olsun. Öd ağacı yanar ama madeni yanmadan uzaktır. Rüzgar, nurun aslına nasıl hamle edebilir.

Ey göklere saflık veren, ey cefası vefadan daha iyi olan! Çünkü akıllıdan bir cefa gelse o cefa cahillerin vefasından iyiyidir. Peygamber, “ Akıllının düşmanlığı, cahilin sevgisinden yeğdir” dedi.
 

   Mesneviden....
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Hikmetli Hikayler...
« Yanıtla #3 : 21 Nisan 2008, 22:06:39 »
Kitap hâline gelir inşaallah.
Yalnız çoğumuzun koyduğu hikâyeler düşünürlere ait, kendimize değil.
Sorun teşkil eder mi
???
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

UfKu DuA

  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 7697
  • ALLAH'a giden yol;gökteki yıldızların sayısı kadar
Ynt: Hikmetli Hikayler...
« Yanıtla #4 : 25 Nisan 2008, 13:33:56 »
Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı?

Hep hikmetli konuşan Lokman Hekim’in derisi siyah, dudakları da kalınmış. Değerli sözlerini duyarak hayranı olan biri bir gün bakmış ki hayalinde büyüttüğü Lokman, siyah yüzlü, kalın dudaklı biri. Şaşkınlıkla yüzüne bakarken Lokman Hekim, adamın içinden geçenleri sezmiş olacak ki, şöyle çıkışmış:
– Birader, neden öyle şaşkın bakıyorsun? Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı?

Sonra da ilave etmiş.

– Bak, demiş, benim ne yüzümün siyahlığında, ne de dudaklarımın kalınlığında bir tesirim vardır. Onları Yaratan öyle yaratmış, öylesine uygun görmüş. Benim tercihim değil...

Evet, insanların yüz güzelliği, yahut da çirkinliğiyle kendilerine bir pay çıkarmaları son derece yanlıştır. Ne güzellikte bir etkisi vardır, ne de çirkinlikte. Her ikisini de yaratan ve layık gören Allâh-ü azimüşşandır. İnsan kendi iradesiyle kazandığından sorumludur.

Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları
Kayıtlı
Uzaktan sevmek nedir?

Gidin HZ.VAHŞİ (r.a)'ye sorun!

Görmeden sevmekten başka bir şey bu…!

Görmek fakat yaklaşamamak,

Bakmak ama konuşamamak…

Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,

Zor olan budur.

Görmek ama dokunamamak...

UfKu DuA

  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 7697
  • ALLAH'a giden yol;gökteki yıldızların sayısı kadar
Ynt: Hikmetli Hikayler...
« Yanıtla #5 : 25 Nisan 2008, 13:35:48 »
BİR HİKMETİ VARDIR


Adamın biri bir pislik böceği görür
" Bu yaradılışı çirkin pis kokulu bir yaratıktır.Allah bunu niçin yaratmışki ? " der.

Aradan zaman geçer, adamın yüzünde bir çıban çıkar. Nereye başvurduysa derdine bir derman bulamaz. Çııban yara haline gelir. Bir gün sokakta dolaşırken, yüzündeki yara bir yolcunun dikkatini çeker. ayak üstü sohbetten sonra yolcu kendine yardım edebileceğini, bu tip çıbanların oluşturduğu yaraların tedavisini bildiğini söyler. Adam her ne kadar inanmadıysa Allah'tan umut kesilmez diyerek kabul eder.

Yolcu bir pislik böceğinin getirilmesini ister.Orada bulunanlar bu isteğe gülerler. Fakat hasta olan adam, o böcek hakkında söylediği sözleri o an hatırlar ve derki ;
- Adamın isteğini yerine getirin, ne diyorsa yapın.
Yolcu getirilen böceği yakar ve külünüyaranın üzerine serper ve yara Allah'ın hikmetiyle iyileşir. Bunun üzerine hasta olan adam etrafına der ki ;
- Unutmayın ! Allah'u Teala'nın yarattıklarının, yaratılışında bir hikmet vardır, bir derde deva vardır. Velev ki pislik böceği olsa dahi.
Kayıtlı
Uzaktan sevmek nedir?

Gidin HZ.VAHŞİ (r.a)'ye sorun!

Görmeden sevmekten başka bir şey bu…!

Görmek fakat yaklaşamamak,

Bakmak ama konuşamamak…

Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,

Zor olan budur.

Görmek ama dokunamamak...

UfKu DuA

  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 7697
  • ALLAH'a giden yol;gökteki yıldızların sayısı kadar
Ynt: Hikmetli Hikayler...
« Yanıtla #6 : 25 Nisan 2008, 13:37:19 »
Ağızdaki Taşın Hikmeti


Birgün hazret-i Ebû Bekr 'r.a.', hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin 's.a.v.' huzûr-ı şerîflerinde, se'âdetle otururlarken;
Bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba'zan da tebessüm eder idi. Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se'âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi. Hazret-i Ebû Bekr 'radıyallahü teâlâ anh' Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, susu, birşey söylemediniz. Şimdi, ben ona söyleyince, kalkıp, gitdiniz; sebebi nedir.
Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn 's.a.v.' buyurdu ki:
- Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zemân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip, yerine iblîs geldi. İblîs-i la'înin olduğu yerde, ben durmam.
Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk 'r.a.' ondan sonra, vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek ağzına bir taş koyar idi. Ne zemân söz söylemek lâzım gelse, evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyeceği zemân, o sözü kendi kendine nice zemân düşünür, tefekkürden sonra, mubârek ağzından o taş parçasını çıkarıp, ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o taş parçasını mubârek ağzına alıp, tesbîh ve tehlîl ile meşgûl olurdu. Kimseye, hayrdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez, eğer kat'î lâzım ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi.
Kaynak:
Menakıb-i Çihar Yar-i Güzin
Kayıtlı
Uzaktan sevmek nedir?

Gidin HZ.VAHŞİ (r.a)'ye sorun!

Görmeden sevmekten başka bir şey bu…!

Görmek fakat yaklaşamamak,

Bakmak ama konuşamamak…

Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,

Zor olan budur.

Görmek ama dokunamamak...

UfKu DuA

  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 7697
  • ALLAH'a giden yol;gökteki yıldızların sayısı kadar
Ynt: Hikmetli Hikayler...
« Yanıtla #7 : 25 Nisan 2008, 14:02:20 »
Devamlı salevât okuyan adam!..
 
Tebe-i tâbiînin büyüklerinden olan Süfyân-ı Sevrî hazretleri Mekke-i mükerremeye gittiği zaman halk başına toplanır, bilmedikleri ve anlayamadıkları hususları sorarlardı. Hepsine teker teker cevap verir, müşkillerini hallederdi...
Bu mübarek zat bizzat kendisi anlatır:
“Bir gün Kâbe-i şerîfi tavaf ederken devamlı salevâtı şerife okuyan birini görünce ona şöyle sordum:

“Bu husûsta bir bildiğin mi var?”
-Behey adam! Sen tesbih ve tehlili bırakmışsın, kendini tamamen Peygamber efendimize salât-ü selâm getirmeye vermişsin, bu husûsta bir bildiğin mi var? dedim. Bana;
-Allahü teala günahını bağışlasın, sen kimsin? diye sordu, ona;
-Süfyan-ı Sevrî’yim, diye cevap verdim. Bunun üzerine bana şunları söyledi:
-Eğer sen zamanının en büyük zahidi olmasaydın sana durumumu anlatmaz, seni sırrıma ortak etmezdim. Şimdi dinle! Babamla birlikte hac için yola çıkmıştık, konak yerlerinden birinde babam hastalandı, yolculuktan geri kalarak onun durumu ile ilgilendim. Fakat sonunda vefat etti. Ruhu çıkar çıkmaz da yüzü kapkara kesildi. Ben dehşete kapılarak ‘İnnâ lillâh ve innâ ileyhi raciun’ dedim ve yüzünü örttüm. Bu sırada göz kapaklarım ağırlaştı, üzgün bir ruh hali içinde uykuya daldım. Rüyada, bu kadar güzel yüzlüsünü, bu kadar temiz kılıklısını ve bu derecede hoş kokulusunu hayatta görmediğim birini gördüm, ağır adımlarla yürüyerek babamın yanına sokuldu, kefeni yüzünden kaldırarak avucunu çehresinin üzerinden geçirir geçirmez, babamın yüzü ağarıverdi. Sonra, tam yerinden kalkmış, gidiyordu ki, elbisesine yapışarak sordum:

“Benden imdad istedi!..”
-Ey Allahın kulu. Kimsin sen ki bu gurbet elde Allahü teala seni babama ihsan buyurduğu nimete vâsıta kılmıştır?
Bana şöyle cevap verdi:
(Beni tanımadın mı? Ben Kur’ânın sahibi Muhammed’im. (sallallahü aleyhi ve sellem) Baban günahkâr bir kimse idi, fakat bana çok salât-ü selâm getirirdi. Ölürken başına bu hâl gelince benden imdad istedi, ben ise üzerime salât-ü selâm getirenlerin imdadına hemen koşarım.)
Bu sırada uyandım, bir de baktım ki, babamın yüzü gerçekten bembeyaz olmuş...
İşte ben de o günden beri devamlı Seyyidü’l-Beşer’e salevât-ı şerife getiriyorum ki, şefaatine nail olayım...”
 
Kayıtlı
Uzaktan sevmek nedir?

Gidin HZ.VAHŞİ (r.a)'ye sorun!

Görmeden sevmekten başka bir şey bu…!

Görmek fakat yaklaşamamak,

Bakmak ama konuşamamak…

Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,

Zor olan budur.

Görmek ama dokunamamak...

gkhan

  • DeĞerLi üYeMiZ
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 4
Ynt: Hikmetli Hikayler...
« Yanıtla #8 : 04 Aralık 2008, 19:35:12 »
allah cümlamizden razı olsun 
Kayıtlı