Duyurular

Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne…
Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne..
Medeni olmak eğer açmaksa bedeni..
Desenize hayvanlar insanlardan daha Medeni…!...
(M.Akif Ersoy)



"İslami Chat", "İslami Sohbet", "Dini Chat", "Dini Sohbet"!!!!!!!!!!!!! Tıklayınız...


Aşık olmak & Dünya Aşkı günah mıdır? Lütfen Tıklayınız...

Biz Gençlerin Gece Hayatı Olmalı ! Lütfen Tıklayınız...

"Kılmazsam yaşayamam."diyebilmek...

UYANIN ARTIK!!! İnternet kullanıcılarına ...

Şarkılar ve Dinimizdeki Yeri!Dikkat!!! Lütfen Tıklayınız...

1 günlük namazla neler kazanıyoruz? Lütfen Tıklayınız...

Bu Hayattan Neler ÖĞrendİn? Lütfen Tıklayınız...

Genc Kızlara Önemli Nasihatler ! ... ...Lütfen Tıklayınız...

Katil Amerika Ve Onun Sponsorları LÜTFEN İZLEYİN....!Lütfen Tıklayınız...

GÖZÜNÜZE SAHİP ÇIKABİLİYOR MUSUNUZ..?Lütfen Tıklayınız...

Gönderen Konu: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )  (Okunma sayısı 907 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« : 13 Ağustos 2008, 17:47:30 »
AÇIKLAMA

Bubölüme her türlü dini sorularinizi yazabilirsiniz Kendi isminizingörünmesini istemediginiz sorularida, siteden cikis yaparak teklar
NİCK= sorusorcam
SİFRE= 12345
NİCK iyle gırıp sorunuzu sora bilirsiniz

Yedi şey vardır ki insan öldükten sonra da sevabı ve mükafatı kesilmez:
1-)İlim öğrenen ve öğreten
2-)Su getiren(Kuyu veya dereden)
3-)Ağaç diken
4-)Mescit yapan
5-)Mushaf bırkan
6-)Öldükten sonra kendisine dua eden hayırlı evlat bırakan;


İlimöğrenmeli ve bunu çevremize , ailemize ve evlatlarımıza öğretmeliyiz kibu öğreti vesilesi ile arkamızdan hem dua alalım , hem de hayırlıevlatlar bırakalım inşallah.
İlmi araştıralım ,mutlaka elimizin altında kaynaklar bulunsun ve hersöylenene asla körü körüne inanamayalım.Bize söylenen bir şeyin mutlakakaynağını araştıralım.Bizlerde elimizden geldiğince sizlere yardım içinburadayız.Kesinlikle sormaktan çekinmeyelim


Cevap olarak acele etmeyiniz , mutlaka cevaplanacaktır meraklanmayınız.Ve bu en kısa sürede olacaktır.
Ebu Zer ve Ebu Hureyre birlikte rivayet ediyorlar:
Peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur;

"Birkişinin dini bir meseleyi öğrenmeye çalışması , nafile olarak kılacağıbin rekattan bana daha sevimlidir.İlim talep edene ölüm o halde gelirseşehid olarak ölür." buyurulmuştur.
Şehidler menzilesine yükselmek , peygamberler gibi şefaat sahibi olmak her kula nasip olurmu?
Onu için kardeşlerim muhakkak ki ilim için çalışalım, dünyamız da rahat , ahiretimiz de rahat olsun.
Bizler sorumluluğumuzun bilincindeyiz.Cevapları mümkün olduğuncakaynaklardan vermeye çalışıyoruz.Vebalinin büyük olduğunubiliyoruz.Sizlerden ricamız acele diye bizleri sıkıştırmayın ve sabırgösterin.

Hakkınızı helal edin

Selam ve dua ile...









Diyanet'in merak edilen 213 soruya verdiği cevaplar


176- Yaş günü kutlamak için bir takım masraflar yapmak caiz midir?
Dinimizde yaş günü kutlaması diye bir uygu-lama yoktur. Ancak, her yılömür takviminden düşen bir yaprağın nelerle dolu olduğuna bakmalı, onunmuhasebesini yapmalı, kıyamet günü gelip hesaba çekilmeden kendinihesaba çekmeli, yarın karşısına çıkmasını, yüzünü güldürmesini istediğiişleri çoğaltmalı, yüzünü kızartacak davranışları varsa onları tövbeedip affettirmeli, benzeri kötülükleri bir daha yapmamaya kendinizorlamalı, her yaş yılının bir öncekine nazaran daha olgun maddî-manevîdaha karlı olmasına dikkat etmeli. Yoksa Müslüman sadece yaşı sayısıncamum söndürmenin saçmalığına kendini kaptırmamalıdır.

177- Gayr-ı müslimin kanını almak veya ona vermek caiz midir?
Tedavi için yapılan kan naklinde, kan verenin Müslüman veya gayr-ı müslim oluşunun bir farkı yoktur.

178- Gayr-ı müslimlerin camiye bağışta bulunması caiz midir?
Bir gayr-ı müslimin gönül rızası ile cami inşa-atına yaptığı bağış kabul edilebilir.

179- Ehl-i kitabın kestiği yenir mi ve kapsülle bayıltma ile kesilen hayvanın etinin yenmesi caiz midir?
Yahudi ve Hıristiyanlar (Ehl-i Kitap) tarafından usulüne uygun şekilde,kanı akıtılarak kesilen, eti yenilen hayvanların etierinin yenilmesicaizdir.

Ancak, başı koparılmak, başına tokmak vurulmak, gözüne şiş saplanmakveya şoklamak suretiyle öldürülen, yahut da bu gibi işlemler sebebiyleöldükten sonra kesilen hayvanların etlerinin yenilmesi haramdır. Bunlarmurdar ölmüş sayılır.

Fakat, başına tabanca sıkılmak veya elektrik akımına bağlanmak,kapsülle bayıltmak gibi bir etkiden sonra böyle bir işleme tabi tutulanhayvan, henüz ölmeden usülüne uygun olarak kesilirse etinin yenilmesicaiz; öldükten sonra kesilirse haramdır.

180- Hıristiyanların kutsal günlerinde kestikleri hayvanlardan hediye edilen et yenir mi?
Hıristiyan ve Yahudilerin, ister kutsal gün ve bayramlarında, ister başka zamanlarda olsun;

kesim esnasında açıkça, Mesih, Meryem ve Aziz gibi bir isim anmadanusulüne uygun şekilde kanı akıtılarak kestikleri eti yenilenhayvanların etlerinin yenilmesi caizdir. Fakat kesim esnasındaAllah'tan başkasını andıkları, bilinir veya duyulursa bu hayvanın etiniyemek haramdır. Çünkü bu, Allah'tan başkası anılarak kesilenhayvanlardandır.

181- Gayr-i müslim ülkelerde, Müslüman kişi içki, domuz eti gibi haram olan şeyleri satabilir mi?
Bir kimsenin herhangi bir malı satabilmesi için, önce o mala sahipolması gerekir. Sahip olunmayan bir şeyin satılabilmesi, şüphesiz sözkonusu değildir.

İslamî hükümlere göre, domuz eti, sarhoşluk veren içki ve benzerleri,bir Müslümanın sahip olabileceği mütekavvim bir mal değildir. Müslümanbunları satın alamaz, imal edemez ve edinemez. Bu itibarla, birMüslümanın, müşteriler gayr-ı müslim bile olsa, bu tür haram mallarınticaretini yapması, dinen caiz değildir.

182- Eti yenmeyen bîr hayvanın sütüyle beslenen bir koyunun eti yenir mi?
Domuz ve benzeri eti yenmeyen bir hayvanın sütüyle beslenmiş koyun vebenzeri hayvanların etlerinin yenilmesi caizdir. Çünkü, sütmüstehlektir. Emen hayvanın bünyesinde sindirim yoluyla kimyevideğişikliğe uğramakta ve bir belirti kalmadan yok olmaktadır.

183- Kadın ve erkeğin kısırlaştırılması dinen caiz midir?
İslam dininde, sağlık için zararlı olmayan ve devamlı kısırlığa yolaçmayan gebeliği önleyici tedbirlere başvurmak caizdir. Devamlıkısırlığa yol açan ilaç veya aletlerin kullanılması, kadın veya erkeğinameliyatla kısırlaştırılması kesin hayatî bir sakınca bulunmadıkça caizdeğildir.

184- Koca, eşinin karnındaki çocuğu düşürmeye karısını zorlayabilir mi?
Karı-kocanın ortak isteği ile, gebeliği önleyici tedbirlere başvurmakcaizdir. Gebelik gerçekleştikten sonra, kocanın ceninin düşürülmesiiçin eşini zorlaması caiz olmadığı gibi, kesin bir zaruret bulunmadıkçakadının da cenini düşürmesi veya aldırması caiz değildir.

185- Tüp bebek İslam'a göre caiz midir?
Kadın veya eşindeki bir kusur sebebiyle, tabiî ilişki ile gebeliğingerçekleşmesi mümkün olmadığı takdirde döllendirilecek yumurta vesperm, her ikisi de nikahlı eşlere ait olmak (yani bunlardan biriyabancıya ait olmamak), döllendirilmiş olan yumurta, başka bir kadınınrahminde değil, yumurtanın sahibi olan kadının rahminde gelişmek veyapılan işlemin gerek anne ve babanın, gerekse doğacak çocuğun maddî,ruhî ve aklî sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olmayacağı tıbbensabit olmak şartıyla, normal yoldan gebe kalması ve anne olması mümkünolmayan evli hanımların, yukarıda belirtilen şartlara uyarak, çeşitlitıbbî usullerle gebeliklerinin sağlanmasında, İslamî hükümler açısındanbir sakınca yoktur.

Başka bir kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkektenalınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanması ise, insanlıkduygularını rencide etmesi ve zina unsurları taşıması sebebiyle caizdeğildir.

186- Yaşlı iken Müslüman olan bir erkeğin sünnet olması gerekir mi?
Sünnet olma ameliyyesi, İbrahim peygamberden kalma bir sünnettir.Erkekler için dinî bir vecibe olup, İslamî şeairdendir. Ancak, Müslümanolmanın şartlarından değil, tamamlayıcı unsurlardandır.

Çocuklar büluğ çağına gelmeden sünnet ettirilmelidirler. Maamafih daha sonra da yapılabilir, belli bir süresi yoktur.

Yaşlı bir kimse İslam'a girince, yaşlılığından dolayı sünnet olması zorolursa kendi haline bırakılır. Ne tavsiye edilir ne de men edilir.

187- Estetik ameliyatı olmanın ve bazı uzuvların şeklini değiştirmenin hükmü nedir?
İslam dini, insanın yaratılıştan var olan güzelliklerini daha belirlihale getiren, takı takma, saçları tarama, meşru ölçüde süslenme, güzelgiyinme... gibi davranışları mubah kılmıştır. Ancak, fıtraten yaniyaratılıştan verilmiş özellik ve şekillerin değiştirilmesiniyasaklamıştır. Nitekim Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz, süslenmekmaksadıyla vücutlarına dövme yapan veya yaptıranlara, dişleriniyontarak seyrekleştiren ve şeklini değiştirenlere lanet etmiştir. Buitibarla, Allah'ın yarattığı şekli beğenmeyerek, ameliyatla bazıuzuvların şekillerini değiştirmek, tabiî güzelliğin fevkinde güzellikaramak dinen caiz değildir. Kur'an-ı Kerim, şeytanın "Şüphesiz onlaraemredeceğim de Allah'ın yaratılışını değiştirecekler" (Nisa, 119)dediğini naklederek, bu tür davranışları şeytanî işler olaraknitelemiştir.

Ancak, vücudun herhangi bir uzvunda, insanı aşağılık kompleksine itentoplum içinde küçümsenmesine ve böylece elem ve üzüntü duymasına sebepolan bir anormallik veya fazlalık bulunursa, bunun ameliyatladüzeltilmesi bir tedavi şeklidir. Bu itibarla; bu maksatla yapılan veyaptırılan estetik ameliyat dinen de sakıncalı değildir.

188- Kadınların parfüm ve benzeri güzel kokular sürünmeleri ve makyaj yapmaları caiz midir?
Kadınların, ev içinde eşlerine daha cazibeli ve güzel görünmek içinsüslenmelerinde, makyaj yapmalarında ve güzel kokular kullanmalarındabir sakınca yoktur.

Ancak, bu tür şeyleri eşlerinden başkalarına hoş görünmek içinyapmaları ve parfüm, kolonya ve benzeri kokular sürünerek sokağa veyamescide çıkmaları tahrimen mekruhtur.

189- Kadınların saç yaptırması ve kısaltması caiz midir?
Kadın veya erkek, ev içinde birbirlerine daha cazip görünebilmek içinsüslenebilirler. Başka kadın veya erkeklerin dikkatini çekmek içinsüslen-meleri ise uygun değildir. Bu süslenme kötü niyet vedavranışlarına göre haram da olabilir.

Kadınlar uzayan saçlarını erkeklere benzememek kaydıylakestirebilirler. Bunu tesettüre riayet etmek şartıyla, kadın kuaförlereyaptırırlar.

190- Saç boyamak ve boyatmak caiz midir?
Saçı temizlemek, yıkamak, koku sürmek, taramak Peygamberimizin teşvikettiği hususlardandır. Zira bu konuda: "Saçı olan bakımına özengöstersin" buyurmuşlardır.

Erkeğin saçını, siyah dışındaki kına rengi gibi renklerle boyaması caiz ise de siyah renge boyaması mekruh görülmüştür.

Kadınlar için ise bir sınırlama yoktur. Kadın kocasının izniyle saçını istediği renge boyayabilir veya boyatabilir.

191- Kadınların yüzme dahil spor yapmaları caiz midir?
İslam dininde sağlık için yararlı, vücudu geliştirici her türlü sportiffaaliyet teşvik edilmiştir. Özellikle gençlerin bedenî ve ruhîyapılarının geliştirilip güçlendirilmesi istenmiştir.

Hz. Peygamber (S.A.V.) "Çocuklarınıza ok atmayı, ata binmeyi ve yüzmeyiöğretiniz" (Fethu'l-kebir, 2/231) buyurmuştur. Bu konuda kadın erkekarasında bir fark yoktur.

Ancak, ister kadın, ister erkek olsun, Müslüman kişinin bütün fiil vedavranışları, İslamî temel kurallara uygun olmalıdır. Spor yüzündenibadet ve iş hayatı aksatılmamalı, tesettür kuralları çiğnenmemelidir.Özellikle kadınlar, yalnız kadınlara mahsus olan kapalı yüzme yerleriveya özel yüzme havuzları ve spor salonlarında yüzme ve diğer spordallarından birini yapmalıdır.

192- Sportif faaliyetler günah mıdır?
İslam özellikle gençlerin hem fiziksel, hem ruhsal yapılarınıgeliştirmeye önem veren bir dindir. Bu konuda Peygamberimiz (S.A.V.):"Çocuklarınıza ok atmayı, ata binmeyi ve yüzmeyi öğretiniz"buyurmuştur. Bu itibarla; ibadet ve iş hayatını aksatmamak ve sağlığıbozmamak şartıyla makul ölçüler içinde sportif faaliyetlerde bulunmadadinen bir sakınca yoktur.

193- Bilardo oynamanın dinimize göre hükmü nedir?
Oyun sonunda oyun malzemesinin kirasını veya içilen çayların parasınıyenilen tarafın ödemesi gibi, küçük de olsa, bir menfaat karşılığındaoynanan her türlü oyun kumardır. Dinimizde kumar haram kılınmıştır.

Menfaat sağlamak söz konusu olmasa da, sadece vakit geçirmek amacıylaoynanan tavla, kağıt ve tombala gibi oyunlar, insanın vaktini boşaharcaması ve kumara vesile olmaları itibarıyla mekruh görülmüştür.

İbadeti veya çalışmayı engellemeden ve yenilen tarafın yenen tarafa birmenfaat temin etmeden oynanan bilardo ve benzeri sportif oyunlarınoynanmasında ise beis yoktur.

194- Erkeklerin altın yüzük ve altın takısı takınmaları caiz midir?
Buhari'nin Azib oğlu Bera'dan rivayet ettiği bir hadis-i şerifte:"Rasulüllah (S.A.V.) bize altın ve gümüş kap kullanmayı, attın yüzüktakmayı ve ipekten dokunmuş elbise giymeyi yasakladı" buyurulmuştur.Bir başka hadis-i şerifte: "Altın ve gümüş bardaktan su içmeyiniz;bunların kaplarından yemek de yemeyiniz" buyurulmuştur.

Bu itibarla, altın ve gümüşten mamul kap kullanmak, kadın erkek, bütün Müslümanlar için haramdır.

Altın kolye, altın yüzük ve altından yapılmış diğer takıları takınmakve ipek kumaştan yapılmış elbise giymek ise, kadınlar için caizgörülmüş;

erkeklere yasaklanmıştır. Gümüş yüzük haricinde demir, tunç, bakır vebenzeri madenlerden yüzük kullanmak caiz değildir. Yüzükte kaş olarakkullanılan taşlar, akik, yeşim ve benzeri taşlar olabilir.

195- Erkekler gümüş yüzük takabilir mi?
Erkeklerin gümüşten yapılmış yüzük takmaları caizdir.

196- Kolye ve maskot taşımanın hükmü nedir?
Dinimizde erkeğin kadına, kadının da erkeğe benzemeye özenmesi caizdeğildir. Karşı cinse benzeme özentisi ciddî bir rahatsızlıktır. Kolyeve maskot gibi şeyler kadınların taktığı şeylerdir. Esasta bunlarınerkek tarafından takılmasında bir beis yoksa da erkeğin şahsiyetineuymayan ve hafif tipleri çağrıştıran görünümleri İslam hoş görmez.Kolye olarak Hıristiyanlığın sembolü olan haç'ı takmak ise haramdır.

197- Türkçe meal okumak hatim yerine geçer mi?
Kur'an-ı Kerim, hem lafzı hem manası ile Kur'an’dır. Lafzı da, manasıda ilahidir. Bu itibarla, Kur'an mealleri Kur'an hükmünde değildir.Yüce Rabbimizin öğüt ve buyruklarını öğrenmek maksadıyla, Kur'an-ıKerim'in meal ve tefsirlerini okumak güzel ve sevaplı bir iş ise debunları okumakla hatim indirilmiş olmaz.

198- Hz. Peygamberimiz Hz. İbrahim soyun-dan mıdır?
Bu duruma göre Hz. İbrahim'in Yahudilerle bir ilgisi var mıdır?
Hz. Peygamber, Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail (a.s.)'ın; Yahudiler deyine Hz. İbrahim'in diğer oğlu Hz. İshak'ın oğlu Yakup (a.s.)'ınsoyun-dandırlar.

199- Hz. Peygamber'in nübüvvet mührü hakkında bilgi verir misiniz?
Mühür, bir belgenin doğruluğunu tasdik için yazıların sonunabasıldığından, hem son anlamını , hem de, tasdik anlamını içerir. YaniHz. Muhammed (S.A.V.) hem peygamberleri sona erdiren, son peygamberdir.Hem de bütün peygamberleri doğrulayıp belgeleyen ilahi bir mühürgibidir.

Allah'ın ilk peygamberi Hazreti Adem'dir. Son ve en büyük peygamberi debizim peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)'dir. Bu yüzdenpeygamberimize, peygamberliğin mührü ve peygamberlerin sonuncusuanlamında "Hatemü'l-Enbiya" denilmiştir. Ahzap suresi 40. ayetindeşöyle buyrulmaktadır: "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirininbabası değildir. Fakat 0, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin (mührü)sonuncusudur."

Peygamber (S.A.V.) çevresindeki devletlerle olan ilişkilerde kullanmaküzere bir mühür kazdırmış, üzerine; "Muhammed Rasulüllah" yazdırmıştı.Başkalarının aynı yazı ile mühür edinmelerini de yasaklamıştı.

200- Hz. Halid b. Velid'in Peygamber Efendimiz'in kesilen saçlarını uğur için taşıdığı ne derece doğrudur?
Halid b. Velid Yermuk savaşında sarığını kaybetmişti. Uzun sürearanması sonucu bulunduktan sonra şunları söylemiştir: "Resulullah umreyapmaktayken başını tıraş ettirmişti. Saçını sahabe kapıştı. Ben isedaha atik davranıp alnından düşen saçlarını aldım ve şu sarığımın içinekoydum. O günden beri bu sarık başımda iken, hangi savaşa girsemmutlaka başarı kazandım."

Halid b. Velid'in bu sözleri bir çok siyer ve tabakat kitabında yer almıştır.

Yine siyer'e dair eserlerde, Hz. Peygamber (S.A.V.) tıraş olduktansonra mübarek saçlarını dağıtan Ebu Talha'ya, Halid İbn Velid'inkendisine de ayırması için ricada bulunduğu, Ebu Talha da bu ricayıkırmayarak Peygamberimizin alnının üstünden kesilen saçlarındankendisine verdiği nakledilmektedir.

Bu ve benzeri olaylardan ve rivayetlerden anlaşılmaktadır ki,Rasülüllah (S.A.V.)'in mübarek saçları ile teberrük caizdir. Teberrükkasdı ile bunlar saklanabilir ve başkalarına hediye olarak daverilebilir.

201- İctihad ne demektir? İctihad kapısı kapanmış mıdır?
İctihad, sözlükte bir şeye ulaşmak için, bütün gücü sarfetmek demektir.Dinî terim olarak ictihad, dini hükümleri delillerden çıkarmak içinmüctehidin bütün gücünü sarfetmesidir.

İctihad edebilmek için, ahkam ayet ve hadislerinin sözlük ve dinî terimolarak manalarını, hangi hükümlerle icma olduğunu bilmek, kıyasın daşartlarını, illetlerini, hükümleriyle kısımlarını, makbülünü, merdudunubilip bu hususlarda bir ilmî meleke sahibi olmak gerekir. Böyle biryeteneğe sahip olan zata müctehid denir. İctihad bir zamana bağlıdeğildir. Yukarıda belirtilen şartları haiz olan her alim, ictihadyapabilir.

202- Her yüzyılın başında dinî hükümleri açıklayarak,
ümmetin dinini kuvvetlendirecek alimlerin gönderileceğini bildiren hadis doğru mudur?
Cenab-ı Hakk'ın, her yüzyılın başında, bu ümmetin dinini yenileyecekmüceddid alimleri göndereceğini ifade eden hadis-i şerif bazılarınagöre sahihtir.

Bu hadis-i şerifi Ebu Davud, Hakim, Beyhakî ve Taberanî rivayetetmişlerdir. (Mişkatü'l-mesabih, 1/82, Hadis No: 247; keşfü'1-Hafa,Hadis No: 740). Ancak, Buharî, Müslim gibi alimler bu hadisi sahihgörmemişlerdir.

203- Bazı tarikat mensuplarının şeyhlerinin resimlerini taşımaları ve öpmeleri nasıldır?
İster şeyh, ister alim veya herhangi bir büyüğün resmini, ona ta'zim veondan himmet beklemek niyetiyle taşımak ve öpmek caiz değildir. Çünkübu, hem dinimizin "Sadece Allah'tan yardım dileme" prensibine aykırı;hem de batıl din mensuplarının resim ve şekillere tapmalarına benzemesiaçısından mahzurludur.

Fakat tazim ve yüceltmek veya ondan yardım dilemek, medet ummak niyetiolmaksızın sadece bir hatıra olarak bir kimsenin resim ve fotoğrafınıbulundurmakta bir sakınca yoktur.

204- Ayetleri yorumlamak ne demektir?
Ayetlerin yorumlanması, onların tefsir edilmesi anlamındadır. Terimolarak tefsir: İnsanın gücü, aklı ve bilgisi nisbetinde Kur'an-ıKerim'i açıklamaya gayret gösterip, Allah'ın murad ettiği manayaulaşmaya çalışması demektir.

Kur'an-ı Kerim'de bir muhkem bir de müteşabih ayetler vardır. Muhkem,yorumunda tereddüde yol açmayacak kadar manası açık olan ayetlerdir.

Müteşabih de manası tam olarak anlaşıldığı söylenemeyen, tam manalarızaman içinde ilmin gelişmesiyle daha iyi anlaşılabilen ayetlerdir.

Bu güne kadar gelmiş geçmiş tüm müfessirler bu gibi ayetleri tefsirettikten sonra; "biz ilmî gücümüzle bu yorumu yaptık. Allah kendimuradını daha iyi bilir" derler. Bir çok yorumcunun yorumu -zamanlailmî keşif ve bilginlerin artmasıyla- eskir ve ayetlerin yenidenyorumlanması gerekebilir. Bu da Kur'an-ı Kerim'in her dem yeni ve tazeolduğunu gösterir.

205- "İslam cemaatına tabi olmadan ölen, cahiliyyet ölümüyle ölür" sözü ne derece doğrudur?
Bu söz, Buharî, Müslim ve Ahmed b. Hanbel'in İbn-i Abbas'dan rivayetettikleri bir hadis-i şerifin bir kısmıdır. Bu hadis-i şerifin tammetni şöyledir:

"Bir kimse devlet başkanından hoşlanmadığı bir şey görürse sabretsin.Zira her kim cemaatten bir karış ayntır da ölürse, bu bir cahiiiyyetölümüdür." (Kamil Miras, Tecrid-i Sarih Tercemesi, 12/292, No: 2112;Müslim, Sahih 3/1477, No: 1849, imare, 55, 56 Trc. Ahmed Davudoğlu9/19-21)

Bu manada Abdullah İbn-i Ömer'den, Ebu Hüreyre'den ve daha bir çoksahabeden rivayet edilen sahih hadisler vardır. Bu hadisler, toplum danayrılmamanın ve fasık ve zalim bile olsalar, masiyeti emretmemekşartıyla amirlere itaatın gerektiğini ifade etmektedir.

"Cahiliyyet ölümü", "dinsiz" ölmek demek değildir. Cahiliyyet devriinsanları, otorite tanımaz, kimseye itaat etmez başıboş kimselerdi.Amirine itaat etmeyip toplumdan ayrılan bir Müslüman da onlarabenzeyeceği için asî olmuş o!ur, demektir.

206- Vatan mı önemli din mi? Vatanı kabul etmeyenlere ne demeli?
İnsanın dini de, vatanı da kutsaldır. Bunların hangisi daha önemli diyebir ayırım yapılması uygun değildir. Esasen bunlardan birini tercihmecburiyeti de yoktur. Dini olmayanın vatanın değerini kavrayamadığıgibi vatanı olmayanın da esaret altında dinini yaşaması mümkün olmaz.Bundan dolayı vatanı düşman saldırısından korumak dinimizin en önemliemirleri arasındadır. Dinimize göre insanların en hayırlıları vatanıuğrunda malları ve canları ile düşmanla çarpışanlardır. Yardımın da enhayırlısı en faziletlisi bu yolda çarpışan gazilere, bu uğurdacanlarını feda eden şehitlere yapılan yardımdır. Malıyla canıyla buvazifeye katılmaya muktedir olmayanların da kalemleriyle dilleriylebuna katılmaları gerekir. Bir hadis-i şerifte: "Müşriklerlemallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad ediniz" diyebuyrulmuştur. (Riyazü's-Salihin, 1/572 No: 1354; Ebu Davud;

Sünen, 3/22 No: 2504, Cihad, 18; Sünen 6/7, Cihad, 3)

207- "Vatan sevgisi imandandır" sözü hadis-i şerif midir?
Bu sözün ifade ettiği mana doğrudur. Ancak hadis yani Peygamberimizin sözü olarak sabit değildir.

208- Askere gitmek istemeyenin durumu nedir?
Dinimiz bize cihadı, yani bir takım kutsal değerler uğruna düşmanlasavaşmayı emreder. Askerlik; malı, canı, namusu, dinî, nesli ve bütünbunların içinde barındığı yurdu korumak için yapılır. Bu görev bazenfarzı kifaye, gerektiğinde de her Müslüman üzerine farzı ayın, yanidinî bir vazife olur. Pek çok ayet ve hadis bu görevin önemini anlatır.Askerlikten kaçmak, hadis-i şeriflerde kafirlikle eş tutulan büyükgünahlardan biridir. Hem bu dünyada hem de ahirette cezası çokbüyüktür. Bu nedenle hakiki şehitlik mertebesine de sadece devletinorganizesindeki savaşlarda ulaşılabilir. Meşru devlete başkaldıraneşkiyanın safında ölmek şehitlik değildir. Bir hadiste "Malın-dan,kanından, dininden ve çoluk-çocuğundan dolayı öldürülen şehittir"buyurularak bu konu • veciz bir şekilde ifade edilmiştir. (Tirmizi, A.Hanbel)

209- Avrupa'da emekli olan memleketine dönmek zorunda mıdır?
Müslüman’ın hayırlısı, ne dünyasını ahireti uğruna, ne de ahiretinidünyası uğruna feda etmeyen, belki her ikisinden de payını alandır.Kendinin ve çoluk çocuğunun dinî ve ahlakî ölçülere bağlı kalarak,İslam'a, onun ahlak kurallarına bağlı, vatan sevgisine sahip olarakasimile olmadan, iman ve ibadetinden taviz vermeden, yaşamlarını devamettirecekleri, çevrelerine İslamî açıdan da örnek olacakları süreceyurtdışında kalmalarında bir sakınca olmaz.

Ancak, dünyadan payinı almış olan bir Müslüman kendinin ve yakınlarınındin ve ahlak bakımından bozulacağı, millî benliğini, vatan sevgisinikaybedeceği ileri de çocuklarının veya torunlarının asimile olup dinîve millî değerlerine karşı yabancılaşma, kültürünü ve kimliğini unutmatehlikesi söz konusu olacaksa, bir an önce vatanına dönmesi, kendini vesorumlu olduğu neslini bu tehlikeden koruması gerekir. Zira herMüslüman’ın hem nefsini hem de ehlini cehennem ateşinden korumasıAllah'ın emridir.

210- İslam dininde muska yapmak, taşımak, okuyup üflemek var mıdır?
Dinimiz insan hayatına ve sağlığına büyük değer vermiş; bunlarınkorunmasını istemiştir. Sağlığı korumak insanın vazifesi olduğu gibi,hastalandığı takdirde sabretmek ve her imkana başvurarak hastalığıntedavisine çalışmak da dinî bir vecibedir.

Hz. Peygamber (S.A.V.); hastalanınca tedavi olalım mı diye kendisinesoranlara: "Tedavi olunuz; çünkü Allah her hastalık için bir de ilaç vetedavi yaratmıştır; bundan bir dert müstesnadır ki o da ihtiyarlıktır"buyurmuştur.

Peygamber (S.A.V.) hastalıkların tedavisini emretmiş, hastalandığızaman kendisi de günün şart ve imkanları ölçüsünde, ilaçlar kullanmışve tedavi görmüştür. Ayrıca, Cenab-ı Hak'tan şifa isteyerek dua etmiş;şifa talebi ile bazı sure ve ayet-i kerimeleri de okumuştur, Böyleyapan kişilerin yaptıklarını da reddetmemiştir. Ancak, okunan dualaranlaşılır ve şifa dileyen ifadeler olmalı; ayet ve dualar tahrifedilmemelidir.

Ayet ve duaların yazılıp, muska olarak taşınmasına gelince: Hz.Peygamber, uykuda korkanların okumalarını tavsiye buyurduğu bir duayı,ashaptan Abdullah b. Amr'ın aklı eren çocuklara öğrettiği, henüz aklıerecek yaşa gelmemiş olan çocukların da yazıp boyunlarına astığına dairrivayete dayanarak, bazı bilginler bunun caiz olduğunu söylemişlerdir.

Ancak, İbn-i Abbas, ibn Mes'ud ile Hanefiler ve bazı Şafiîler denazarlık vb. taşımasını yasaklayan rivayetlere bakarak ayet ve dualarınyazılıp taşınmasının caiz olmadığı görüşünü benimsemişlerdir.

Muskacılığın bir meslek haline gelmemesi, dinin ve dini duygularınbasit çıkarlara alet edil-memesi bakımından ayet ve duaların muskaolarak yazılmaması, şüphesiz daha uygundur. Çocuklara ve okumabilmeyenlere bilenler, bir menfaat beklemeden okuyabilirler.

Tıbbi tedavi yanında telkin ve dua ile tedavi usulü, asırlar sonra, müspet ilmin de dikkatini çekmiştir.

211- Ebced Hesabı var mıdır? Mahiyeti nedir?
Ebced, Arap alfabesinin ilk tertibi ve harflerinin taşıdığı sayıdeğerlerine dayanan hesap siste-midir. Harflerin böylece tertibindenmaksat ise, Arap alfabesindeki harflerin kolay öğretilmesi ve hafızadakalmasını sağlamak için eski dönemlerde geliştirilmiş bir formül olup,bir anlamı bulunmayan kelimelerinin ilki "ebced" şeklinde okunduğu içinbu adla anılmıştır.

Hemen her alfabedeki harflerin çok eskiden beri rakam olarak birerkarşılığının bulunduğu bir başka deyişle harflerin rakam yerinekullanıldığı

bilinmektedir. Arap alfabesinin ebced tertibine dayanan rakam ve hesapsistemi, Müslüman milletler arasında da kullanılmaktadır. Edebiyattaolaylara, doğum ve ölümlere, zafer ve savaşlara tarih düşürmede ustacakullanılmıştır.

212- Cifir hesabı var mıdır? Mahiyeti nedir?
Arapça bir kelime olan cefr sözlükte "sütten kesilmiş kuzu, oğlak; içitaşla örülmemiş geniş kuyu" anlamına gelir. Terim olarak geçmiş vegelecekten haber verdiği iddia edilen ve ilmî bir esasa dayanmayan birbilgi adıdır.

Rivayete göre Ca'fer es-Sadık Hz. Peygamber'in soyundan gelenleringeçmiş ve gelecekle ilgili muhtaç bulundukları bütün gizli bilgileribir kuzu ve oğlak (cefr) derisinin üzerine yazmış ve muhtemelen buyüzden bu bilgilere cefr denmiştir. Daha çok Şia tarafından, geleceğeait haberler ihtiva ettiği öne sürülür. Bunlar ne dinî ne de ilmîgerçeklere dayanmaz.

Kur'an'a göre gayb bilgisi uluhiyyet vasıflarındandır. Allah bazıPeygamberlerini dilediği bilgilere muttali kılar.Kur'an'a göre gaybaait haberlerin yegane kaynağı vahiydir. Şia'nın, Hz. Peygamber'inkendisine gelen vahiylerin bir kısmını yalnız Hz. Ali'ye bildirdiğiniiddia etmeleri, Rasulüllah'ın nazil olan vahiylerin tamamını bütünümmete tebliğ ettiğini ifade eden Kur'an ayetieriyle çelişmektedir.(Maide 67; Hud 12; Kehf: 27) Ayrıca bu iddialar, Hz. Aişe, Hz. Ali veİbn Abbas gibi saha-bilerden nakledilen rivayetlere deaykırıdır.(Buhari, llim, 39, Cihad, 71; Müslim, Edahi, 8; Müsned,1,108).

Cefr'e dair telakkiler, Batıni-İsmaili çevreler ve eski dini-felsefikültürleri nakleden kaynaklar yoluy-la İslam dünyasına girmiş, şiilerinçoğunluğu ile bazı sünni alimler de bundan etkilenerek Cefrin, herkestarafından merak edilen, geleceğin bilgisini içerdiğinizannetmişlerdir. Ancak, vahiy sona erip tamamlandığına göre cefr ilegeleceğe ilişkin kesin bilgiler ortaya koyma düşüncesi, iddiadan ötebir şey değildir. Ayrıca, cefr işlemlerinde kullanılan metinler ilmikurallara dayanmaktan uzak ve bilmece niteliğindedir. Gazzali de"harflerin belli anlamlar ve sayısal değerler ifade ettiği konusundahiçbir tutarlı ve ilmi delil yoktur" (Fedailü'l-Batıniyye, s. 66-71)demektedir.

213- Yehovacılık nedir? Yehova kimdir? Gayeleri nedir?
YEHOVA ŞAHİTLERİ

Yehova Şahitleri adlı örgütün kurucusu bir papaz olan Charles TazeRussel (1852-1916)'dir. Yehova şahitleri ile ilgili kitaplarda "Binyıllık kral-lığın peygamberi" olarak kabul edilir. Önceleri

Protestan Presbiteryan kilisesine bağlı iken, sonra ProtestanCongregasionalist kilisesine geçip oraya üye oldu. Kendisi ilkokulmezunudur. Bu kiliseden de ayrılarak Hıristiyanlığı tekrar incelemeğebaşladı. Çevresine kendisinin bir çoban olduğunu söyledi.

Russel, satışa çıkardığı bir buğdayın az miktarının bile çok fazla ürünvereceğini, bu buğdayın mucizeli olduğunu ilan etti. Buğdayın içindekibüyük mucizeye inananlar bir avuç buğdayı 60 Dolara alarak ektiler.Fakat doğru dürüst bir mahsul alınmayınca dolandırıldıklarınıanlayanlar mahkemeye verdiler. Mahkeme huzurunda bu buğdayın diğerbuğdaylardan farkı olmadığını itiraf etti ve mahkum oldu.

Bu örgüt bir zamanlar Russelizm veya ciddi İncil araştırmaları adıyiaanılmış ve reformcu Luthercilik olarak görülmüştür. Hedefleri tanrınındenetiminde İsa'nın krallığında bir dünyla krallığı, tek tip toplum tekdernek düzeni kurmaktır.

Örgüt 1884 yılında Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınmıştır.

Yehova:

Yehova kelimesinin aslı "Yahve"dir. Galat olarak Yehova şeklindekullanılmaktadır. Yahve İsraillilerin milli ilahlarının adıdır. Örgütönceleri "Russel" tarikatı adıyla çalışmasını sürdürüyordu.

26.7.1931 tarihinde tanrının şahitleri anlamında olan "Yehovaşahitleri" adıyla kendilerini göstermeyle başlamışlardır. Örgütliteratüründe adları bazen "Hıristiyan Yehova Şahitleri", "Hıristiyanşahitler" olarak da geçmektedir.

Yehovacıların kutsal kitabı Hıristiyanların kutsal kitabı olanİncil’dir. 1950 yılındaki yeni çevirmede kitabın metnine 200'den fazlaYehova adını katmışlardır. Hıristiyanlığın kutsal kitabı 66 kitaptanibarettir. Bunların 39'u Yahudilerin de kutsal kitabıdır.

İsa'nın dünya krallığının başladığını ileri sürerek devletlerin vehükümetlerin sonunun yaklaştığını, tarihler vererek ortaya atmışlardır.Bu tarihler, 1914, 1918, 1925 ve 1975'tir. Fakat iddialarının hiçbirigerçekleşmemiştir.

Yehovacılar 66 kutsal kitaba kattıkları yeni yorumlarla ayrı birakım,ayrı bir Hıristiyanlık mezhebi şeklinde görünürler. BazıHıristiyan mezhepleri İsa'yı ilahlaştırır ve malum üçleme içinde sayar.Yehovacılar için tek ilah Yehova olmakla birlikte, onun yanında ilahaeşit olmayan fakat aynı zaman-da onun oğlu olan insan üstü bir varlıkvardır. O da İsa'dır. İsa Yehova’nın sağında yer almıştır ve onunoğludur. Bu şekilde bile İsa’yı ilah olmaktan çıkarmaları ve ruhu kabuletmemeleri katolik, ortodoks ve bazı protestanları kızdırmıştır.

Hıristiyanlıkta insanların doğuştan suçlu olduğuna inanılır. İnsan busuçundan kendisi değil, ancak İsa'nın yardımıyla kurtulur.Yehovacılarda bu ilkeyi benimserler. İslam dininde ise insan doğuştagünahsızdır. Herkes kendi işlediğinden sorumludur. Hiç kimse başkasınıngünahını yüklenmez. (Fatır: 18)

Müslümanlara inançlarını aşılamak için Hıristiyan yönlerini gizlerler.Kiliseye gidildiğini söylerler ve çok zaman Yehova yerine Müslümanlaramü'nis gelmesi için "Allah" ve diğer İs!amî terimleri kullanırlar.Yehovacıların kendilerinde ibadet yok demeleri doğru değildir;kendilerine göre dua, Hıristiyan kutsal kitabından parçalar okumaktanibarettir. Ayrıca vaftiz ve şükran yemeği de vardır.

Yehova şahitleri ahirete inanmaz. Cennetin dünyada olacağına, İsa'nınoradaki krallığına inanırlar. Ruhun ölmezliğine inanmazlar. Üçlemeinancını yorumlamaları bazı Hıristiyan mezheplerden farklı olmaklabirlikte onu reddetmezler. Kutsal ruh'a inanırlar ve onu cismani değilruhani olarak telakki ederler. İsa'nın doğum günü (Büyük paskalyayortusu)'nda özel yemek yemezler. Dünya onlara göre bakidir. Devletyerine "Yeni Dünya Derneği"ni kabul ederler. Kendilerini bir millete vevatana bağlı hissetmek şöyle dursun, bu düşüncelere tamamenkarşıdırlar. Bazı Hıristiyanlıktan gelen önemli inançları benimsergörün düklerinden kendilerini asil Hıristiyan olarak gösterirler. Buyönleriyle bir Hıristiyan mezhebi gibi görünseler de, diğer yönleriylemilletlerin ve devletlerin varlığını, mevcut iktisadî, ictimaî, millî,siyasî, rejimî, hukukî düzeni ve hudutları reddet-tiklerinden diğermezheplerden farklılıklar gösterirler.

Bayrağa karşı çıkarlar. Bayrak sevgisini tapınma olarak algılarlar.Milliyet ve vatan sevgisini reddederler. Vatan bütünlüğü, vatansavunması ve istiklal mücadelesine ve askerlik yapmağa karşıdırlar.

Görüldüğü üzere Yehova şahitleri sadece bir vicdanî inanca sahipkişiler olmayıp aktif, faal bir örgütün elemanı ve eylemcileridirler.Örgütteki rütbeleri, direktörlük, bölge yöneticisi, şube yöneticisi,eyalet yöneticisi, çevre yöneticisi ve toplantı hizmetçisi veyayöneticisi şeklinde sıralanır.

Bu teşkilat iç içe kurulmuştur. Kaç memlekette faaliyet halinde ise her memlekette 7 kişiden oluşan bir komite kurarlar.

Baş büroları New York'tadır. Burası karargahtır. Diğer memleketlerde deşube, bölüm büroları, hatta ayrı basım ve dağıtım evleri kurulmuştur.
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #1 : 13 Ağustos 2008, 17:47:45 »
SORU= İbadet nedir, insanlar niçin ibadetle sorumlu tutulmuşlardır?

CEVAP

İbadet;kulun, Allah-ü Teâlâ’ya karşı tekbir, hamd, şükür gibi vazifeleriniOnun emrettiği tarzda yerine getirmesidir. İnsan; Cenâb-ı Hakk’ınsonsuz ihsan, ikram ve nimetleriyle beslendiğini düşünerek Ona karşıhamd ve şükür görevini yerine getirmekle sorumludur. Bu ise, ancakibadetle olur. İbadet eden insan, bu dünya misafirhanesinde, Allah’ınemri dâiresinde oturup kalkar, yiyip içer, her türlü fiil vehareketlerini Onun emirlerine göre tanzim eder. Allah’ın kulu olarakyaşar. Bu kulluk onu, hakiki insaniyete, gerçek şerefe kavuşturur.Zaten insanların yaratılış gayesi ibadet ile bu şerefe nâil olmaktır.Nitekim, Cenâb-ı Hak Zâriyât Sûresinde (Ayet, 56); “Ben cinleri veinsanları, ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.” buyurmaktadır.Diğer bir ayet-i kerimede de şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelki insanları yaratan Rabbinize ibadetediniz ki takvâ mertebesine nail olasınız. Ve yine Rabbinize ibadetediniz ki, Arz’ı size döşek, semâyı binanıza dam yapmış; ve semâdansuları indirmiş ki, sizlere rızık olmak üzere yerden meyve ve diğergıdaları çıkartsın. Öyle ise Allah’a misil ve ortak yapmayınız.(Bilirsiniz ki, Allah’tan başka Ma’bûd ve hâlıkınız yoktur).” (BakaraSûresi, 21-22)

Evet, Cenâb-ı Hak, semavatı güneş ve yıldızlarıyla, zemini deniz vekaralarıyla en mükemmel bir sûrette yarattı. İnsanın ruhuna, her birikâinattan daha kıymetli lâtifeler yerleştirdi. Ona her tür güzellikleriseyredebilecek bir göz, yiyeceklerin ayrı ayrı tatlarını zevkedebilecek bir dil verdiği gibi, bu duygularla elde ettiği zevkleri,ilim ve irfana çevirecek bir akıl ihsan etti. Ve insana, gerekkâinattan süzülerek onun imdadına gönderilen nimetleri ve gerekse kendivücuduna yerleştirilen maddî ve manevî ihsanları takdir edebilecek birvicdan lütfetti.

İnsan, kendisine hediye edilen o akıl ile, sadece bu dünya içinyaratılmadığını, kendisinin, vazifesiz ve gayesiz olamayacağını idrâkeder.

Vicdanıyla, ona yapılan bu sonsuz ihsanlara karşı Rabbine hamd veşükretmesi gerektiğini bilir. Ubudiyetini yalnız Allah’a hasreder. Onaortak koşmaz.

Ve kalbiyle ancak Allah’a muhabbet eder; sevilmeye lâyık bütün yaratılmışları da yine Onun için sever.

Faraza, insan dinen ibadetle sorumlu olmasa bile ondaki akıl, kalp vevicdan Allah’a ibadeti ve itaati emreder. Zira, bunları ancak ibadettatmin eder.

Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan O Ganiyy-i Mutlak’ın bizim ibadetimize ihtiyacı olmadığı açıktır. Bilâkis, biz ibadete muhtacız.

İster istemez varacağımız o mahşer meydanında, o dehşetli hesapgününde, Cenâb-ı Hak biz insanlara: “Ey kullarım! Ben sizleri yoktanvar ettim. Sizin sonsuz ihtiyaçlarınızı yerine getirmek için bütünkâinatta olan nimetlerimi size yönelttim. Vakti vaktine ihtiyaçlarınızıyerine getirdim. Ben dünyada rahmet ve inâyetimle sizinle beraber idim.O zaman siz kiminle beraberdiniz? Şükür ve kulluk bana lâyık iken sizbeni unutup şükür ve ubûdiyetinizi kimlere takdim ettiniz?” derse necevap vereceğiz? O mukaddes huzurda utanma ve hayâdan ortaya çıkanmanevî azap, Cehennem azabından daha dehşetli olmayacak mıdır? İşte,kâfirlere; “Keşke toprak olsaydık.” dedirten de bu hâlden gelenşiddetli utanç duygusu olsa gerektir.

Evet, insan ibadetsiz olmayacağı gibi, İslâmîyet de ibadetsizdüşünülemez. Bu hakikati şöyle bir örnekle açıklayalım: Bir Müslümanköyü düşününüz. Bu köyde ezan okunmasın. Hiç kimse - ne bayram, necuma, ne de vakit - namazlarını kılmasın. Hiçbir fert oruç tutmasın,zekât vermesin, hacca gitmesin. O köyde yaşayanlar Kur’an okumasın,haram-helâl tanımasın, farz-vacip nedir bilmesinler. KalplerindeAllah’ın sonsuz nimet ve ihsanlarına karşı, hiç kimsenin hatırına hamdve şükür etmek gelmesin...

Böyle bir köyün ahalisi, Kur’an-ı Kerim’in emirlerine, PeygamberEfendimizin (asm.) sahabelerin, evliya ve asfiyanın, müçtehitlerin,müfessirlerin, mücedditlerin hayat tarzına ters düşen bir yola girmişolmaz mı?

Evet, İslâm sadece teorik ve vicdanî bir sistem değildir. Kur’ân-ıKerim’de birçok ayet-i kerimede imandan sonra hemen amel-i salihkavramı kullanılmakta ve salih amelin, imanın bir sonucu olduğu dersverilmektedir.

Evet, peygamberlerin gönderiliş hikmeti, imanın esaslarıyla İslâm’ınşartlarını insanlara öğretmektir. Yani, onların kalplerine, baştaAllah’a iman olmak üzere, bütün iman hakikatlerini yerleştirmek ve buimanlarını kemâle erdirecek ibadet vazifelerini onlara hakkıylaöğretmektir. İnsanın imanı, ancak bu ibadetlerle olgunlaşır. Bir kulunAllah katındaki değeri, Ona karşı kulluk vazifesinde göstereceğihassasiyet nispetindedir.


Alaaddin Başar (Prof.Dr.)
[/B][/COLOR]
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #2 : 13 Ağustos 2008, 17:48:03 »
SORU= Şeytan niçin yaratılmıştır?

CEVAP
[/COLOR]

Busorunun iki yönü var. Birisi şeytanın yaratılış gayesi, diğeri iseyaratılış hikmeti. Önce gaye üzerinde kısaca duralım. Bilindiği gibişeytan cin türünden bir varlıktır. “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” ayetinegöre cinlerin yaratılış gayesi de, insanlarda olduğu gibi, Allahainanmak, ona ibadet ve onu tanıma yolunda terakki etmektir. İnsanlariçerisinde bu imtihanı kaybeden küfür ehli insanlar bulunduğu gibicinlerde de bulunuyor. İşte şeytan bu ikinci kısım cinlerdendir.Kendisi Hz.Ademe (as.) secde etmediği için İlahi rahmetten kovulmuş vekendi arzusu üzerine bir İlahî hikmet olarak, kendisine kıyamete kadarinsanlara musallat olma, onları yoldan çıkarmak için çalışma izniverilmiştir.

Bu iznin verilme hikmeti ise bir değil yüzlercedir. Bunlardan enönemlileri şu iki hikmettir. Cenab-ı Hak, şeytan vesvesesi olmaksızında insanları imtihan edebilir, şeytanın görevini de insan nefsineyükleyebilirdi. Ama böyle yapmakla, şeytanın o çirkin arzusunu, yanikıyamete kadar insanları hak yoldan saptırma arzusunu kabul etmekleşeytanın cehennemde çekeceği azabı milyarlarca kat artırmış oldu. Zira,“Sebep olan işleyen gibidir.” hadis-işerifine göre, insanların şeytan vesvesesine uyarak işlediklerigünahların bir katı da şeytana yazılıyor ve böylece onun azabı attıkçaartıyordu.

Diğer hikmet ise, insanların nefis ve şeytan ile bir imtihangeçirmeleri ve bu imtihanı kazanan müminlerin meleklerden daha ileriderecelere yükselmeleridir. Eğer, insan nefsine kötülüğü emretmeözelliği verilmemiş olsaydı ve insanlara şeytan musallat olmasaydıinsanların dereceleri de meleklerde olduğu gibi sabit kalacaktı.


Alaaddin Başar (Prof.Dr.)
[/COLOR]
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #3 : 13 Ağustos 2008, 17:48:21 »
SORU=Dua ne demektir ve niçin yapılır?

CEVAP

Dua, istemek, talep etmek manasına gelir.

Malûmdur, insanın dünya hayatı iki esas üzere yürüyor: Menfaati celp,zararları def. Yani hayatına lazım olan şeyleri temin etmek ve onazarar verecek şeylerden de sakınmak, emin olmak. Bu iki sahada da insanson derece acizdir. Hücrelerinde cereyan eden olaylar gibi, yer yüzündeve sema aleminde cereyan eden olaylara da müdahale etme konusunda sonderce güçsüzdür. İşte bu yaratılış onu dua ibadetine yöneltir. Kendiirade ve kudretinin yettiği kadarını eksiksiz yerine getirdikten sonra,geriye kalan sonsuz sahada bu aciz kulun en büyük vesilesi ve tesellisiRabbine yalvarmak, Onun lütfuna sığınmak, uğraması muhtemel zararlariçin de ondan medet dilemektir.

Namaz, oruç ve sair ibadetlerin her biri, bir yönüyle de birer duadır.Gözü güneşe kavuşturan Allah, bizi de cennete kavuşturmaya kâdirdir,yeter ki, ibadetimiz ve duamız kabul olsun...

Nur Külliyatından Mektûbat’ ta dua konusunda şöyle buyrulur:

“Hem dua bir ubudiyettir. Ubudiyet ise semeratı uhreviyedir. Dünyevî maksatlar ise o nev’i dua ve ibadetin vakitleridir.”

İnsan dua ederken, A’raf Sûresinde geçen “Rabbinize yalvara yalvara,için için dua edin.” emrine uyar. Ona sığınır, Ondan ister, Onunmağfiretini talep eder. İşte bu hâl bir ibadettir ve meyvesini âhiretteverecektir.

İstemenin en ileri derecesi, Ondan yine Onun rızasını dilemek,yakınlığına talip olmak, Ona imanda, Onu sevmede ve Ondan korkmadakemâle ermeyi istemektir; “Kalpler ancak Onun zikriyle mutmain olur.”mealindeki âyetin verdiği derin mesaja kulak vererek, Ondan Onu anmayıdilemektir; bize bizden daha yakın olduğunun şuuru içinde, Onunyakınlığını kalbimizde duymayı istemektir
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #4 : 13 Ağustos 2008, 17:48:36 »
Bu hususta Kur’an-ı Kerim de iki ayet mevcuttur. Bu ayetlerde Cenab-ı Hak gayet açık bir şekilde mealen şöyle buyurmaktadır:


“EyPeygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle,evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar.”(1)

“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarınıda korusunlar, zinetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmımüstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekildeiyice örtsünler.”(2)




Ayetlerdemü’min kadınların nasıl örtünecekleri, hangi yerlerini açabilecekleriaçıkça belirtilmiyor. Fakat şu mealdeki hadis-i şerif ayetleri tefsirediyor. Peygamberimiz (a.s.m.) baldızı Hz. Esma’ya hitaben, “Ey Esma!Bir kadın adet görmeye başlayınca el ve yüzünden başka yeriniyabancılara göstermesi caiz değildir.”(3)

Demek ki, büluğ çağına gelmiş olan Müslüman bir hanımın başınıkapatması hem Allah’ın hem de Peygamberin emridir. Yani yüz kısmı açıkkalacak şekilde başın kalan kısmını, boyun ve göğüsleri örtmek farz-ıayndır. Açmak ise bir farzın terki sayıldığından haramdır. Allah veResulünün emrini dinlemediği için günahkar olmakta büyük bir mes’uliyetaltına girer. Günahkar olan kimse, bu günahından kurtulmak için tevbeistiğfar eder, Allah’tan affını diler.


“Vebir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ıanarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler, hem de yaptıklarıgünahta bile bile ısrar etmemiş olanlar. İşte onların mükafatı,Rablerinden bir mağfiret ve ağaçları altında ırmaklar akanCennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Güzel amel yapanlarınmükafatı ne güzeldir.”(4)



Demek ki, bir tevbenin kabul olması, bir günahın affa liyakat kazanmasıiçin hiçbir mazeret yokken o günahta ısrar edilmemesi şartıaranmaktadır.

Bu husustaki bir hadisin meali şöyle:


“Mü’minbir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer ogünahtan el çeker, Allah’tan günahının affını dilerse, kalbi o siyahnoktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşteKur’anda geçen ‘günahın kalbi kaplaması’ bu manadadır.”(5)



“Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır” sözü mühim birgerçeği dile getiriyor. Şöyle ki, bir günahı işlemeye devam eden insanzamanla o günaha alışır, terk edemez bir hale gelir. Bu alışkanlık onugün geçtikçe daha büyük manevi tehlikelere sürükler. Günahın uhrevi bircezasının olmayacağına inanmaya, hatta Cehennemin bile olmamasıgerektiğine kadar gider. (6)


Böyle bir tehlikeye maruz kalmamak ve şeytanın telkinlerine kanmamakiçin bir an önce tövbeyi icap ettirecek günahı terk ederek insanınkendine çeki düzen vermesi gerekir
.

1) Ahzah Suresi, 59,
2) Nur Suresi, 31,
3) Ebu Davut, Libas 33,
4) Al-i İmran Suresi, 135-136,
5) İbn-i Mace Zühd 29,
6) Lem'alar s7, Mesnev-i Nuriye s115.
<!-- google_ad_section_end -->              __________________
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #5 : 13 Ağustos 2008, 17:48:50 »
SORU:Takva nedir, müttaki kime denir?
CEVAP
Takva , korkma, sakınma, Allah korkusuyla günahlardan korunmak demektir. Muttaki, takva üzere yaşayan mü’min demek olur.

Takvada ilk akla gelen, haramları terktir. Bunu, mekruhlardan sakınmatakip eder. Mekruh, çirkin bulunan, hoş karşılanmayan fiil, söz vehâllere denir. Bunların terk edilmeleri de takvadandır. Daha sonraşüpheliler karşımıza çıkar. Bunların da mekruhlar gibi haramla birbaşka komşulukları vardır. Hakkında kesin bir hüküm olmayan işlerde,takvaya uygun olanı, haram olma ihtimalini gözeterek o fiilleri terketmektir. Sonra mübah ve helâl olanlar gelir. Bunlardan yeteri kadaristifade edip israftan sakınmak da takvadandır.

Allah Resûlü (asm.) “Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır.” diye başlayan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:“Nasılbir çoban, koruluğun kenarında koyun otlattığında, koyunlarının her ankoruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın da haramadüşme ihtimali öylece vardır.”

Şüpheli, haramın en yakın komşusudur. O araziye girenin bir süre sonraharam sahasına düşmesi kuvvetle muhtemeldir. Şüpheliden sakınanlarlaharam arasına bir tampon bölge girmiş oluyor.

Kur’an-ı Kerimden bir takva dersi:

“...Yakıtı insanlar ve taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan o dehşetli ateşten sakının.” (Bakara Sûresi,14)Tefsir alimlerimiz, bu âyet-i kerimede sözü edilen taşların, putlarolduğunu söylerler. Bu âyet-i kerimede yakıtı taşlar olan bircehennemin dehşeti yanında, mümini ürperten bir başka tehdit dahavardır. O da putlarla beraber yanma, aynı mekânda birlikte bulunma,onların tâbi olduğu muameleye maruz kalma zilletidir.

Takva ve salih amel, ruh ve kalbin terakkisinde iki esastırlar. Salihamel ile manevi kârlar elde edilir. Takva ile de bu kâr korunur vezararlardan uzak kalınır. Zarar yollarını kapamayan bir insan,kazandığından çok daha fazlasını kaybedebilir ve bu yolun sonu iflasaçıkar.

İflasla ilgili şu hadis-i şerif çok ürkütücü ve korkutucudur:

“Ümmetimdenmüflis o kişidir ki; kıyamet günü namaz, oruç ve zekât gibi ameller ilegelir. Buna karşılık ona buna sövmüş, iftira etmiş, kiminin malınıyemiş, kiminin kanını dökmüş ve kimini de dövmüştür. Ahirette buiyilikleri hak sahiplerine dağıtılır. İyilikleri yetmeyip bittiği zamanda hak sahiplerinin günahlarından bir kısmı alınıp kendisine yüklenirve cehenneme atılır.”

Takvanın üç mertebesi vardır:

1- Şirkten takva: İman ederek şirkten korunmak. Kişi böylece ebedî cehennemde kalmaktan korunmuş olur.

2- Masiyetten takva: Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak. Takvanın en yaygın mânâsı budur.

3-Masivadan takva: Kalbini, Hak’tan alıkoyan her şeyden uzak tutmak
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #6 : 13 Ağustos 2008, 17:49:08 »
SORU : İnsan aklı metafizik sahada niçin güçsüz kalıyor?

CEVAP

Kendisindendaha âlim bir başka insanın ilmine akıl erdiremeyen insanoğlununRabbinin ve Hâlık’ının sonsuz sıfatlarını anlayamaması gayet normaldir.

“Hakikat-ı mutlaka, mukayyet enzar ile ihata edilmez”(Sözler)

Önce bu harika vecizenin kelimelerine kısaca göz atalım. Mutlak;sınırsız ve kayıtsız mânâsına geliyor. Mukayyet ise kayıtlı, bir hadaltına alınabilen, kendisine bir hudut çizilebilen. “Enzar”, nazarınçoğulu ve burada nazar akıl mânâsına geliyor. İhata ise, bir şeyikaplamak, içine almak, onu her yönden ve her cihetten kucaklamak.

Akıl mahlûktur. Her mahlûk ise mahduttur, sınırlıdır. Gözümüzdegörmeyi, ayağımızda yürümeyi, elimizde tutmayı, midemizde hazmetmeyiyaratan kudret, aklımızda da anlamayı ve ilmi yaratmış. İnsanın beynigibi, düşüncesi ve ilmi de sınırlıdır. Bu ilim de bir noktaya kadarvarabilir, ondan ötesine geçemez.

Eli, şu uçsuz bucaksız âlemi tutup çevirmekten ne kadar âciz ise, aklıda onun yaratıcısını hakkıyla bilmekten en az o kadar uzaktır. Allah’ınsonsuz sıfatlarını, bu sınırlı akılla ihata etmek, yani tam mânâsıylakavramak ve anlamak mümkün değil.

Henüz kendi mahiyetini bilemeyen aklın, Allah’ı anlamaya kalkışması enazından haddi tecavüzdür ve insanı doğru yoldan saptırır. Şu var ki,anlamak başka, inanmak daha başkadır. İnanmak bir kalp meselesidir.

Akıl, sonsuzu kavrayamaz ama, kalp sonsuza inanabilir ve sonsuzu sonsuzderecede sevebilir. Kalplerindeki sonsuzluk madenini işletemeyenler,akıllarına esir olurlar ve bu esaret onları önce bedenlerine, sonra damaddeye ve tabiata köle yapar.

İnsanın nazarı, mikroplar âlemini de göremez, çok uzak yıldızları da...Aynı şekilde, insan aklının da ulaşamayacağı kadar yüksek vederinliğine inemeyeceği kadar ince hakikatler vardır. Bunlar aklınsınırlarını aşarlar. Akıl, bu hakikatlerin ancak var olduklarını bilir;nasıl ve nice olduklarını anlamaya kalkıştı mı yanılmayı peşinen kabuletmiş demektir. Böyle bir akıl, anlama âleti olmaktan çıkar, itirazmakinesi olur.

Akıllarına güvenen ve onu yegâne ölçü kabul edenler, kavrayamadıklarıhakikatleri şu veya bu sebeple inkâr etmeyi daha kolay bulur vedüşünmekten olanca güçleriyle kaçarlar.
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #7 : 13 Ağustos 2008, 17:49:44 »
SORU: Bazıları insan iradesini hiçe sayıyor veinsanın, yaptığı isyanlardan sorumlu olmadığını iddia ediyorlar. İnsanbütün işlerini bir cebir altında mı yapmaktadır? Değilse hangifiillerinden sorumludur?

CEVAP

Herinsan vicdanen bilir ki, kendisinde iki ayrı hareket, iki ayrı fiil sözkonusudur. Bir kısmı ihtiyarî, yani kendi isteğiyle, iradesiyle ortayaçıkıyor. Diğer kısmı ise ızdırarî; yani tamamen onun arzusu, iradesidışında cereyan ediyor.

Meselâ; konuşması, susması, oturması, kalkması birinci gruba; kalbininçarpması, boyunun uzaması, saçının ağarması da ikinci gruba girenfiillerden. O birinci grup işlerde, istemek bizden, yaratmak iseAllah’tandır. Yâni, biz cüz’i irademizle neyi tercih ediyor, neye kararveriyorsak Cenâb-ı Hak mutlak iradesiyle onu yaratıyor. İkinci tipfiillerde ise bizim irademizin söz hakkı yok. Dileyen de yaratan daCenâb-ı Haktır. Biz bu ikinci gruba giren işlerden sorumlu değiliz.Yâni, âhirette boyumuzdan, rengimizden, ırkımızdan, cinsiyetimizdenyahut dünyaya geldiğimiz asırdan sorguya çekilmeyeceğiz.

Aklını doğru çalıştıran bir insan, bu kâinattaki her sistemin ve insanbedenindeki her organın en güzel ve en faydalı şekilde tanzimedildiğini düşünmekle şu sonuca varıyor: O halde, ben görme, işitmesıfatlarım gibi, irade sıfatımı da bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’ınrazı olduğu biçimde kullanmalıyım. Ancak böylece, o sıfatın hakkınıvermiş ve ondan en iyi şekilde faydalanmış olurum.

İradelerini, yine kendi iradeleriyle Allah’ın küllî iradesine tabikılanlar sonsuz saadet menzili olan cennete gidiyorlar. Bu büyüksermayeyi nefisleri hesabına kullananlar ise ebedî azap menziline doğruyol alıyorlar.

Bu noktada, şöyle bir soru hatıra gelebilir: Biz İlâhî iradeyi nasılbileceğiz ki, hareketlerimizi, davranışlarımızı ona uygun kılalım?

Allah’ın razı olduğu işler ve haller, peygamberler ve kitaplarlainsanoğluna bildirilmiş. Ama, bu hususta bir zorlama da getirilmemiş.Yani, insan bu dünyaya kendi iradesi dışında getirildiği halde, ebedîyolculuğunda cennet ve cehennem şıklarından dilediğini tercih etmekteserbest bırakılmış.

İşte insan, cüz’i iradesini yerinde kullanarak âhiret menzillerindencenneti tercih edebiliyor. O saadet yurdunun yollarını Cenâb-ı Hakİlâhî iradesiyle çizmiş: “İman edilecek” “ibadet yapılacak” “günahlardan sakınılacak” “istikametten sapılmayacak”...

Ama, insanı bu iradeye uymakta zorlamamış. Nitekim, Kuran-ı Kerimde “Dinde zorlama yoktur.” buyurulmasıİlâhî iradenin bu noktadaki en açık ve net bir ifadesidir. O halde,insan kendi iradesini istikamet yolunda ve helâl dairesinde kullanırsakazanacaktır. Aksi halde zararı çok büyük olur.
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #8 : 13 Ağustos 2008, 17:49:54 »
SORU :Kur’an’da, Evvel ve Ahir, Zâhir ve Bâtın isimleri niçin birlikte kullanılmıştır?

CEVAP


Evvelismi Allah’ın ezeli olduğunu, varlığı için bir başlangıçdüşünülemeyeceğini, Âhir ismi ise Allah’ın zatı ve sıfatlarıyla bakiolduğunu, yok olmaktan, fani olmaktan münezzeh oluğunu ifade eder.Zâhir ismi, Allah’ın varlığının şu âlemin varlığından daha açık veseçik olduğunu, Bâtın ismi de Onun kutsi mahiyetini anlamaktan âcizolduğumuzu ders verir. Elmalılı Hamdi Efendi, şu veciz ifadesiyle bugerçeği çok güzel dile getirir:

“O her şeyden sezilen Zâhir, hiçbir şeyle bilinmez Bâtın’dır.” (HakDini Kur’an Dili) Bu âlemde yaratılan her varlığın bir evveli vardır.Zira, her mahlûk hâdistir, yâni sonradan ihdas edilmiş, yaratılmıştır.Ve yine her varlığın bir âhiri vardır. Zira her mahlûk fânidir. Öyleise, bütün evvel ve âhir âlemlerini birden nazara aldığımızda, şuâlemin bu iki ismin tecellileriyle âdetâ kaynaştığını görürüz.

Zâhir ve Bâtın isimleri de öyle. Nur külliyatından Asa-yı Musa’da budört ismin tecellileri harika bir şekilde izah edilir. Bütünçekirdeklerin Evvel ismine, bütün meyvelerin Âhir ismine, bitkilerinelbise hükmündeki bedenlerinin Zâhir ismine, birer fabrikamahiyetindeki iç âlemlerinin ise Bâtın ismine âyine oldukları dersverilir. Bu güzel misali yaygınlaştırabilir ve tefekkürümüzügenişletebiliriz. O zaman görürüz ki, mahlûkatta bu dört isim birliktetecelli ediyorlar.

Her insan güneş sisteminin bâtınında, yer küresinin zâhirinde,dedesinden âhir, torunundan evveldir. Kâinat da bizim gibi. O da Nur-ıMuhammed’in âhirinde, arşın batınında, ahiretin evvelindedir.

Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın olan Allah, bâtınlarda nice varlıklarıbâtınlarıyla birlikte yaratıyor ve daha sonra onları zâhire çıkarıyor.Hepimizi nutfe denilen bir evvel üzerinde inşâ etti. Bu ameliyeannemizin batınında icrâ edildi. Ve bizim batınımızda kalp, ciğer,damar, sinir gibi nice organlar ve sistemler yerleştirdi. Sonunda obâtından bu dünyanın zâhirine çıkardı. O anda kendimizi kâinatınbatınında bulduk.

Bu dört ismin harika bir tecellisi de ruhumuzda mevcut. Ruh evveldir;zira o var iken beden yoktu. Âhirdir; beden çürüyüp gitse de ovarlığını devam ettirir. Zâhirdir; onun varlığı bedenin varlığındandaha açıktır; bedendeki her faaliyet her onun varlığından haber verir.Bâtındır, akıl onun mahiyetini bilmekten aciz akır.
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #9 : 13 Ağustos 2008, 17:50:09 »
SORU:Cenab-ı Hak hiçbir şeye muhtaçolmadığı halde insanlara ibadeti emretmesi ve bu görevi yerinegetirmeyenleri şiddetle tehdit etmesi nedendir?

CEVAP
[/SIZE][/B][/COLOR]

Yerve gökyüzü sayfalarına dikkatle bakan kimse açıkça anlar sonsuz birkudret ve zenginlik sahibi birisi var. Kendisinin en küçük kalbîihtiyacını görmekle beraber, güneş sistemindeki yıldızları da o ayaktatutuyor. Trilyonlarca canlının hemen her gün rızkını o, temin ediyor.Bitkilerin yağmur ihtiyacını o karşılıyor; denizin, derinliğindekibalıkları o besliyor.

Aynı güç ve kudret, yüz sene önce adı bile olmayan bir insanı,yokluktan varlık âlemine çıkarıyor. Dokuz ay, anne karnında terbiyeediyor, ruhuna uygun bir elbise veriyor. Bütün hayat seyri içerisinde,tüm ihtiyaçlarını o karşılıyor. Güneşi gözüne, gıda maddelerinimidesine, havayı ciğerlerine göre o terbiye ediyor.

Bütün bu fiiller, bu nimetler inanan ve inanmayan için, itaat ve isyaneden için değişmiyor. Hava, oksijen aracılığı ile hem müminin hem dekâfirin kanını temizliyor. Bu durum, ilk insanın var olduğu günden buyana böyle devam ediyor.

Beşerin bütün ihtiyaçlarına cevap veren şu kâinat, insana yaptığı bukadar yardıma karşılık, onun hiçbir şeyine muhtaç değil. Yani kâinatinsandan değil, insan kâinattan istifade etmektedir. Hakikat bu iken,kâinatın yaratıcısı hakkında nasıl böyle bir soru sorulabilir?

Evet, ibadetin anlamı, Allah’ın lütuf ve yardımıyla, rahmet vecömertliği ile vermiş olduğu sınırsız nimetlere karşı kulun, şükür vehamt ile karşılık vermesidir. Onu takdis ve tespih etmesidir. Kulun, buşükür borcunu yerine getirmesine, Allah’ın muhtaç olduğu, nasıldüşünülebilir?

Hem ibadet, kulun Allah’ın dergâhına ihtiyaçlarını arz etmesi, ona duaile yalvarmasıdır. Bu yakarışla, insan kalbi ve ruhu her türlü elem vekederden kurtulup, sürura ve rahata kavuşur. Buna ise-haşa-Allah değilkul, muhtaçtır.

Hem ibadet, insanın kişisel olgunluk ve erdemine, ruhunun huzuruna,ulvî hislerinin tatmin ve yücelmesine, nefsin terbiyesine, kalbintasfiyesine, ahlâkın güzelleşmesine, aile hayatının ahengine ve sosyalhayatta güven ortamının oluşturulmasına son derece gerekli birunsurdur. İşte her yönüyle insana dönük olan ibadetin, her şeyinkendisine muhtaç olduğu bir zata; o zatın ibadete ne ihtiyacı var ?diye sormak; sarayın kapısı önündeki bir dilencinin, padişahın benimkendisine el açmama ne ihtiyacı var? diye sormasına benzer…

Kaldı ki, Allah insanlara ibadet yapmayı emretmeseydi, kullar, bu kadarnimet ve lütuf karşısında yine hamt ve şükretmeliydi. Dünyada, birtakımsebepler aracığı ile kendisine ihsanda bulunan Allah’a karşı, sebepperdesini yırtıp, doğrudan doğruya Ona yönelmesi, minnettarlığını onaifade etmesi, onu yegâne mabut tanıması insanlığının gereğidir.
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #10 : 13 Ağustos 2008, 17:50:22 »
SORU :Neden deprem, savaş, veba vb. musibetler çoğunlukla Müslümanların başına geliyor ?

CEVAP
[/SIZE][/B][/COLOR]

Budünya hizmet ve meşakkat yeridir, mükâfat ve rahat yeri değildir.İnsanın asıl vazifesi Rabbini tanımak ve emrettiği ölçüler içerisindeyaşamaktır. Bunun da yolu ibadetlerden geçmektedir.

İbadet iki kısımdır:
1. Müsbet ibadetler
2. Menfi ibadetler


İbadetin müsbet kısmı bildiğimiz, namaz oruç gibi ibadetlerdir. Menfikısmı ise hastalık, musibet ve doğal felaketler karşısında insanınaczini ve zayıflığını hissedip Rabbine sığınması ve sabretmesineticesinde kazandığı büyük sevaplardır.

Diğer yandan belaların en şiddetlilerine Allah’ ın en sevdiği kullarıolan - başta Efendimiz (ASM) olmak üzere- peygamberler ve salih kullarmaruz kalmıştır. Eğer zannedildiği gibi musibet mutlaka kötü bir şeyolsaydı o zaman Allah en sevdiği kullarına bela ve musibetlerivermezdi. Çünkü hadis-i şerif de ifade edildiği gibi :


“En ziyade musibet ve zorluklara maruz kalanlar, insanların en iyisi, en kâmilleridir.” (1)



Bela ve musibetlerin daha çok Müslümanların başına gelmesinin nedeniise, bu dünyada yapmış oldukları hataların ve işlemiş olduklarıcezaların karşılığını çekip, haşir meydanına bırakılmamasıdır. Çünkübüyük hatalar ve cinayetler büyük mahkemelere, küçük cezalar küçükmerkezlerde verildiği gibi, günahı az olan iman ehlinin hataları budünyada çeşitli bela ve musibetlerle temizlenmekte, büyük mahkeme olanhaşir meydanına bırakılmamaktadır. Ancak hataları büyük olan küfürehlinin cezalarına, bu dünyanın bela ve musibetleri az geleceğindenbüyük mahkemeye, ebedi ceza yurdu olan cehenneme ertelenmektedir.

(1) el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1:519, no: 1056; el-Hâkim, el-Müstedrek,3:343; Buharî, Merdâ: 3; Tir¬mizî, Zühd: 57; İbni Mâce, Fiten: 23;Dârimî, Rikâk: 67; Müsned, 1:172, 174, 180, 185, 6:369.
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #11 : 13 Ağustos 2008, 17:50:37 »
SORU :Nazar - göz değmesi gerçek midir ve büyüyle ilgisi var mıdır?

CEVAP
[/SIZE][/B][/COLOR]

Parapsikolojidilinde “Psikokinezi” denilen nazar, yani göz değmesi bir çeşitbüyülemedir. Baktığımız kişilerden veya eşyalardan çok defa gözlerimizialamadığımız olur. Gözler ruhi fonksiyonları ve beyin gücünü en rahatve en tesirli şekilde kullanabildiğimiz organlarımızdır. Bilimadamlarının da tespit ettikleri gibi, göz yoluyla bir çeşit hipnozolayı gerçekleşmektedir. Yılan, fareyi, kuşu veya diğer avlarını böyleyakalar. Gözlerinden gönderdiği zehirli şualar yoluyla avının beyinfonksiyonlarını bozmakta ve talihsiz av, bir anlık göz göze gelmeninbedelini hayatiyle ödemektedir.

İşte aynen insanlar için de geçerli olan bu husus, göz yoluyla karşıtarafa zarar verebilmektedir. Bir kısım gözlerin nazar konusunda dahaetkili olması da saydamlığının fazla olması ile ilgili olsa gerektir.İnsan özellikle kıskançlıkla ve kötü niyetle, yani kem gözle bir şeyebaktığı zaman daha çabuk zarar verebilir. Bu yüzden kişinin beğendiğibir şeye ısrarla bakması halinde ona, “Allah dilemezse hiçbir şeyolmaz” anlamına gelen “Maşaallah” veya “Allah’ın bereketi üzerine olsunanlamına gelen “Barekallah” demesi tavsiye edilmiştir.

Göz değmesi hakkında rivayet edilen hadisler, bunun hak ve gerçekolduğunu açıklığa kavuşturmakta ve nazara karşı yapılması gerekenhususları da ortaya koymaktadır. Yani nazar, bazılarının zannettiğigibi “Batıl” bir inanç değil, hak ve gerçektir. Buhari, Müslim ve EbuDavud’un İbn Abbas’tan rivayet ettikleri bir hadisi şerifte Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

“Göz değmesi haktır. Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı, bu, göz değmesi olurdu.” (1) Hz. Aişe (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste de Hz. Peygamber (s.a.v)’in, “(Göz değmesinden) Allah'a sığının. Zira göz değmesi haktır.” buyurduğu nakledilmektedir. Yine Sahiheyn ve Ebu Davud'da Ebu Hüreyre (r.a)'tan: "Rasulullah (s.a.v)’in: "Göz değmesi haktır" dediği rivayet edilmiştir.”(2)

Ebu Davud’un Hz. Aişe (r.a)’den rivayet ettiği bir hadisi şerifte ise,gözü değen ve kendisine göz değmesinin zarar verdiği kimselere aityapılacak işlemden bahsedilmektedir:
“Gözü değene (ait) abdest alması emredilir, onun abdest suyu alınır, bununla göz değmesine uğrayan (main) yıkanırdı.”(3)
Ayrıca, Kalem suresinin 51. ve 52. ayetlerinin de nazara karşı tedavi edici özelliğinin bulunduğu söylenmektedir.


Nazardan korunmak için en sağlıklı yol dua etmekve yukarıda Hz. Aişe validemizden nakledilen hadise göre hareket etmekgerekir. Yoksa nazar boncuğu, öküz boynuzu, at nalı, sarımsak vs. gibi,halk arasında yaygın olan batıl inançlara itibar edilmemelidir.Bunların hepsi yasaklanmıştır.

(1) Müslim, Selam 42, (2188); Tirmizî, Tıbb 19, (2063).
(2) Buhari, Tıbb 36, Libas 86; Müslim, Selam 41, (2187); Ebu Davud, Tıbb 15, (3879).
(3) Ebu Davud, Tıbb 15, (3880).
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #12 : 13 Ağustos 2008, 17:50:55 »
SORU :Kur`an`ı Arapça Okumanın Hikmetleri

CEVAP
[/SIZE][/B][/COLOR]

Kur`an-ıKerim`i indirildiği Arapça ile okumanın fayda ve hikmetlerisayılamayacak kadar çoktur. Onlardan sadece bir kaç tanesini arzediyoruz:
1. Kur`an`ı orijinal Arabçası ile okuyan ibadet etmiş olur, bu okumainsanı Allah`a yaklaştırır, anlamaksızın dahi olsa okuyorsa sevapkazanır. Anlayarak okuyan ise ücret üstüne ücret elde eder. YüceAllah`ın:

"Allah`ınkitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan(Allah için) gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak birkazanç umabilirler. Çünkü Allah, onların mükafatlarını tam öder velütfundan onlara fazlasını da verir. Çünkü O, çok bağışlayan, şükrünkarşılığını bol bol verendir."1 âyet-i celilesinde de ifadeedildiği gibi, Allah`ın kitabını okuyanlar methedilmiş, Kur`an`ımücerret okumak dahi namaz kılmak gibi ibadetlerden sayılmış, hattaKur`an tilaveti namaz kılmak gibi çok önemli bir ibadetten öncezikredilmiştir.

Hz. Peygamber (a.s.m)`da:"Kim Allah`ın kitabından bir harf okursa onun için bir hasene vardır.Bir haseneye on misli sevab verilir. Ben Elif Lam Mim bir harftirdemiyorum. Elif bir harftir, Lam bir harftir, Mim bir harftir diyorum."2hadislerinde Kur`an`ı bizzat okumanın ibadet sevabı kazandıracağınadikkat çekmişlerdir. Ki, Kur`an bu özelliği ile ayrıcalık kazanmış,başkalarına fark atmıştır.

2. Kur’an-ı Kerim’i Arapça okumak, Allah`ın bundan önceki kitaplarınınbaşına gelen tebdil ve tahriften O’nu korumak içindir. Cenab-ı Hakkınmânâsını anlamasa dahi Kur`an`ı okuyanlara büyük mükafat va`d etmesi,Kur`an`ın koruması ve bekası için en mühim saiklerden biri olmuştur.

Onun için insanlar Kur`an okumaya aşırı düşkünlük göstermişler, hattabir kısmı Kur`an`ın hâfızı olmuştur. Kıraatın, Kurra ve hafızlarınçoğalıp her tarafa yayılması, Kur`an`ın dillerde deveranını neticevermiştir. Dolayısıyla hiç kimse onu değiştirmeye cür`et edememiş,çünkü Kur`an`ın ârifleri tarafından şiddetle kınanacağını hesabakatmışlardır. Nitekim buna cüret eden İslâm düşmanları, Kur`an ârifi,âlimi, kurra ve hâfızları tarafından ağızlarının payını almışlardır.

3. Müslümanlar arasında dil birliğini sağlamak, dinî birliklerinikuvvetlendirmek, aralarında anlaşma ve yardımlaşma vesilelerinikolaylaştırmak, böylece saflarını kuvvetlendirmek, güçlerini artırmak,sözlerini yüceltmek.

Bu ilahî ve yüce bir siyasettir. Bu siyaset başarılı olmuştur.
4. Devamlı okuyanın yavaş yavaş düşünme ve anlamaya da yol bulacağınısağlamak ve onunla amel etme imkanını temin etmek. Bu gün onu gafilokuyan, yarın onu hatırlayarak, düşünerek okur, yarın düşünerek okuyanda onun rehberliğinde amel etmeye başlar. Böylece okuyucu bir derecedendaha yüksek bir dereceye intikal eder.3

Şimdi Sorabilir miyiz?
Şimdi şu soruyu sorabilir miyiz?
Kur`an`ın orijinal Arabçasını istemeyenler veya Türkçe Kur`anisteyenler bu saydığımız maddelerin aksini söyleyebilirler mi? Yanimüslüman oldukları halde:
Biz Kur`an`ın Arabçasını okumanın ibadet olduğuna inanmıyoruz, ondan sevab da beklemiyoruz, diyebilirler mi?

Ve yine diyebilirler mi ki, bizim, Kur`an`ın kıyamete kadar korunması,tahrif ve tağyirden uzak kalması gibi, müslümanların birliğini korumakgibi bir derdimiz yok, diyebilirler mi?

Müslüman oldukları için bunu diyemeyeceklerdir. Diyemeyeceklerine göreKur`an`ın Arabçasına sahip olmalıdırlar, Türkçe ibadet, Türkçe Kur`an,Türkçe kâmet gibi basit, hiç bir ilmî ve dinî değeri olmayan heva veheveslerden vazgeçmelidirler.

"Çünkü aziz Kitab`ın, arşını terk etmesi mümkün değildir. Onun arşıArabçadır. Kur`an`ı o arşa oturtan da Yüce Allah`tır. Padişah tahtınıboşaltırsa izzet ve kuvvetten padişah için ne kalır? İşte bu Kur`an`ıAllah, sözlerin padişahı yapmış, ona i`caz tâcını giydirmiş, onunArabçasını da bu i`caz ve i`tizaza bir ayna yapmıştır.4 "O bir Kitab-ı Azizdir. Ne önünden ne arkasından batıl ona yaklaşamaz. O, çok övülen hikmet sahibi Allah`dan indirilmiştir."5

Biz milletimizi, vatanımızı, milli değerlerimizi, Türkçemizi seviyoruz.Ama aynı zamanda biz en mukaddes varlığımız olan Dinimizi, Kur`an`ımızıve Kur`an`ın dili olan Arabçayı da seviyoruz.

Türkçe ibadet konusunda ısrar edenler Arabçaya olan düşmanlıklarını daîlan ve itiraf etmektedirler. Arapçaya olan düşmanlıklarından nerdeyseKur`an`a da düşmanlıklarını söyleyecekler ama hamdolsun ki, bir İslâmülkesinde yaşamakta ve kendilerinin de müslüman olduklarınısöylemektedirler.

Zaman zaman öylesine garip tutum ve tavır içine girmektedirler ki,ırkçılık sevdasından mıdır yoksa din düşmanlığından mıdır sözü: "NedenKur`an Türkçe gelmedi de Arabça geldi, neden Peygamber Araplardan çıktıda Türklerden çıkmadı?" demeye getiriyorlar. Bu benim aklıma şu ayetigetirdi:"İsrailoğulları Hz. Musa (a.s)`ya: "Ey Musa, onların tanrıları olduğugibi, bizim için de bir ilah yap." dediler. Musa: "Gerçekten siz cahilbir toplumsunuz." dedi.6 Halbuki bu tavır ve anlayış ne kadar yanlıştır.

Biz aciz bir mahluk olarak, âlemlerin Rabbi ve Hâlıkı olan Allah`ı yargılamaya hakkımız var mı?

O Allah, dilediğini yapmakta ve istediği gibi hükmetmede serbestolmasaydı Allah olamazdı. O böyle yapmışsa mutlaka bunun bir hikmetivardır, deyip Allah`ın hükmüne boyun eğmemiz gerekir, müslümana dayakışan budur.

İmam Şafii`nin Risalesinde şu ifadelere rastlıyoruz:
Arap olmayanların, Arap lisanına tâbi olmaları gerekir. Çünkü o bütüninsanlığa elçi olarak gönderilen Allah Resulu (a.s)`nün dilidir. Onundinini kabul edenler dilini de seve seve kabul ederler.

Her müslüman elinden geldiği kadar Arap dilini öğrenmesi lazımdır. Taki, Allah`dan başka ilah olmadığına, Muhammed`in O`nun kulu ve Resuluolduğuna şehadet edebilsin. Allah`ın kitabını okuyabilsin, tekbir vetesbihlerle Allah`ı zikredebilsin.7

Yüce Allah Peygamberini Türklerden, kitabını da Türkçe gönderseydi busefer de başka milletler neden peygamber bizden çıkmadı, kitab bizimdilimizle gönderilmedi diyebilirlerdi ve bu soruların ardı arkasıkesilmezdi.

Öyleyse bize düşen Allah ne yaparsa doğru yapar deyip O`nun sonPeygamberinin dinini ve dilini benimsemek, onu anlamak ve o istikametteyaşamaktır. Hepsi bu kadar.

Bu Gün Gelinen Nokta
Kur`an, Türkçe`yi kanatlandırmış ve Kur`an`ın ana kavramlarını,fiillerini, tabirlerini ve kültürünü hayranlık uyandıracak birmarifetle Türkçe`ye taşıyan ecdadımızın kendi dillerini beynelmilel vebeynel İslam çapta bir kemal derecesine ulaştırmıştır. Dil ırkçılarınınTürkçe`den kovmaya çalıştıkları şey Arapça`dan ibaret değildi; onlarTürkçe`deki Kur`anî kültür ve muhtevayı kazımaya kararlı idiler.8

Bu gün artık gelinen nokta ve hâkim olan kanaat şudur: Kur`an Arapçasızolmaz. Arapça`nın dışında bir dille ortaya konan da Kur`an sayılmaz.Çünkü Üstad Bediüzzaman`ın ifadesiyle "Lisan-ı nahvi olan Arapça`dan başka Kur`an`ın meziyetlerini ve nüktelerini hiçbir lisan muhafaza edemez."9

Kaynaklar:
1. Fatır, 35/29-30.
2. Tirmizi Hakim`de bunun bir benzerini merfu olarak rivayet etmiştir. ez-Zerkanî, s. 129.
3. Ez-Zerkânî, Muhammed Abdul`azim, Menâhilu`l-İrfan fi Ulûmi`l-Kur`an, ty., s. 129-130.
4. ez-Zerkanî, a.g.e., s. 137.
5. Fussilet, 41/42.
6. A`raf, 7/138.
7. ez-Zerkanî, a.g.e., s. 151.
8. Alkan, A. Turan, "Kur`an`ın Kanatlandırdığı Türkçe", Zaman Gazetesi, 27 Kasım 1997.
9. Bediüzzaman, Şualar, s. 213.
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #13 : 13 Ağustos 2008, 17:51:15 »
Gusletmeleri farz olanların, gusülsüz olarak yapmaları caiz olan hususlar da şunlardır:

Zikretmek;tesbih etmek; salât ve selâm getirmek; Kur'an ayetlerini kelime kelimeöğretmek; dua maksadıyla Kur'an'dan ayetler okumak: Kelime-i şehâdetgetirmek; Kur'an'a bakmak; bitişik olmayan bir kap içerisinde bulunanmushafa dokunmak; uyumak (Cünübün abdest aldıktan sonra uyuması dahaiyidir). Cünüp iken yemek yeneceği veya içileceği zaman elleri yıkamakve ağzı çalkalamak gerekir. Bunların yanısıra, Ramazan'da cünüp olaraksabahlayan kimse veya gündüz uyuyarak ihtilam olan kimsenin orucubozulmaz.

Cünüb olan kimsenin ise;

Dinî kitaplardan herhangi birini elle tutması ve okuması; elini veağzını yıkamadan yiyip içmesi ve eliyle tutmadığı bir kağıda Kur'anayetleri yazması mekruhtur.

Gusl, Allah'u Teâlâ'nın müslümanlar için emrettiği en önemli maddî-manevî temizlik biçimidir. Cenâb-ı Hak, "Eğer cünüb iseniz yıkanıp temizlenin" (el-Mâide, 5/6) buyurmaktadır.Bu yıkanmanın şeklini de Hz. Peygamber (s.a.s.) kendi tatbikatıyla bizeöğretmiştir. Guslün daha çok manevî bir temizleme aracı olduğuunutulmamalıdır. Çünkü vücudumuzun herhangi bir yerinde görünür birpislik veya kir-pas olmasa bile cünüb olan kimsenin ibadetlerini yerinegetirebilmesi için mutlaka gusletmesi gerekir. Ayrıca gerekli şartlarıyerine getirilmeyen yıkanma, ne kadar itinalı yapılırsa yapılsın guslünyerine geçmez ve bununla cünüblükten kurtulmak mümkün olmaz. Cünüb olankimse ilk fırsatta gusletmeye çalışmalıdır. Bu durumda ancak, içindebulunduğu namaz vaktinin çıkmasına kadar müsaade vardır; daha fazlageciktirnıesi günâh kazanmasına sebep olur.

Guslün vücud için faydalarına işaret eden doktorlar bu hususta şunlarısöylemektedir: İnsanın başına gusletmesi gerektiren bir hal gelincebütün damarlarda büyük bir sarsıntı olur. Vücutta bir yorgunluk vegevşeklik meydana gelir. Bu yorgunluk ve sarsıntıyı gidermek içinvücudun her tarafını yıkamak lâzımdır. Demek ki; guslü gerektirenhallerde sadece bazı organlar değil, vücudun tamamı yıkanma ihtiyacıhissetmektedir. Çünkü gerek cünüblükte, gerekse hayız ve nifâs hâlinde,başta kalp olmak üzere bütün organlar ve kan dolaşımı, yorgunluklarını,ancak güzel bir boy abdesti ile tertemiz bir zindeliğeterkedeceklerdir. Allah'ın her emrinde olduğu gibi gusül abdestinde debizim bildiğimiz ve bilemediğimiz daha birçok hikmet ve faydalarbulunmaktadır.


Şamil İA
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #14 : 13 Ağustos 2008, 17:51:33 »
SORU: Hadislerde,Şeytandan korunmanın yollarından birinin de Oruç tutmak olduğu ifadeediliyor. Orucun Şeytana nasıl engel olduğunu açıklar mısınız?

CEVAP
Oruç önemli bir ibadet çeşididir. Oruç şehvete, günaha ve nefsin bir kısım baskılarına karşı bir “kalkan veya bir perde” (1) olması yönünden, şeytana karşı irade gücünü artırıcı bir özelliğe sahiptir. Bu konuda Efendimiz (s.a.v) de,Kadir Gecesi şeytanın faaliyetlerinin kısıtlanıp, insanları ifsatetmesine izin verilmediğini (2), Arefe günü Allah tarafından büyükgünahların bağışlanıp, rahmetini yeryüzüne indirmesi sebebiyle şeytanınhor ve hakir olarak öfkelendiğini haber vermektedir. (3)

Peygamberimiz (s.a.v); “Ramazan ayı geldiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve (azgın) Şeytanlar zincire vurulur.” (4) buyurmuştur.

Yukarıda naklettiğimiz hadislere göre, ramazan ayında, şirret cinlerinve azgın şeytanların zincire vurulduğu belirtilmektedir. Bu sebeple,şeytanlar Ramazan ayında diğer aylara ve günlere nispeten müminleredaha az zarar verebilirler.

Ramazan ayında müminlerin büyük bir ekseriyetince tutulan oruçları,okunan Kuranları, yapılan duaları, kılınan teravihleri ve diğer nafilenamazları hesap edersek, bu hal şeytanların bu ayda zincire vurulduğunuaçıkça göstermeğe yeter. [/B][/COLOR]

(1) Buhari, Savm, 2, 9;
(2) Ahmed bin Hanbel, Müsned, V, 324.
(3) İmam Malik, Muvatta, Hac, 81/245.
(4) Buhari, Savm, 425; IV, 312; V, 411;
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #15 : 13 Ağustos 2008, 17:51:47 »
SORU: İslam adabına göre, anne ve babanın yatak odalarına çocuklarının girmesinde nelere dikkat edilmelidir?


CEVAP

Evdeki çocuklar, yaşları itibariyle erginlik çağına girenler vegirmeyenler olmak üzere ikiye ayrıldığı gibi; küçük yaşta olanlar da,iyiye kötüye, hayra şerre aklı erenler ve ermeyenler olarak ayrı birtasnife tabi tutulabilirler.

Bu meseleye esas teşkil eden şaşmaz ölçü Nur Suresinin 58. ve 59. ayetlerinde yer almaktadır. Şöyle ki: “Eyiman edenler! Köle ve cariyeleriniz ve sizden olup da henüz büluğçağına ermemiş çocuklarınız, yanınıza girmek için şu üç vakitte sizdenizin istesinler: Sabah namazı öncesi, öğle vakti elbiseleriniziçıkardığınız zaman ve yatsı namazı sonrası sizin için üç mahremvakittir. Bu vakitlerin haricinde yanınıza izinsiz girmelerinde nesize, ne de onlara bir günah yoktur. Çünkü onlar sizin yanınıza sık sıkgirmek zorunda kalırlar, siz de birbirinizi sıkça dolaşırsınız.Ayetlerini Allah size böyle açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyle bilen,her işi hikmetle yapandır.”
“Çocuklarınız büluğ çağına erdiklerinde, kendilerinden öncekibüyüklerin izin istemeleri gibi, bu üç vaktin dışında yanınıza girmekiçin izin istesinler. Ayetlerini Allah size böyle açıklıyor. Allahherşeyi hakkıyla bilen, her işi hikmetle yapandır.”

Ayet-i kerimede tasnife tabi tutulan üç vakitten sabah namazı öncesi,yataktan kalkıp giyinme zamanıdır; öğle vakti, bilhassa sıcakmemleketlerde kaylule adı verilen gündüz uykusu zamanıdır; yatsı namazısonrası ise, yatmak için soyunulduğu zamandır.

Demek ki, anne, baba hem büyük çocuklarından, hem de karı kocamünasebetlerine aklı erebilecek yaşa gelen çocuklarından ayrı bir odadayatarlar. Bu çocuklar da bu üç vakitte veya anne, babanın üzerlerinideğiştirdikleri zamanlarda onların bulunduğu odaya müsaadelerinialmadan giremezler.

Büyük çocukların anne, babalarıyla olan münasebetlerine gelince; buhususa şu hadis-i şerif ışık tutmaktadır: Ata bin Yesar anlatıyor:Resulullaha (a.s.m.) bir zat gelerek sordu:
“Ya Resulallah, annemin yanına girerken izin isteyeyim mi?” “Evet” cevabını verince, o zat tekrar, “Ama ben onunla beraber evde oturuyorum” dedi.

Resulullah ise, “Ondan izin iste” buyurdu.
O zat, “Ben onun hizmetini görüyorum” deyince, Resulullah, “Annenden izin iste, onu çıplak olarak görmek hoşuna gider mi?” diye sordu.
O zat, “Hayır” dedi.

Bunun üzerine Resulullah, “Öyle ise her seferinde yanına girerken annenden izin iste buyurdu.” (Muvatta, İstizan:1)

Evet, mesele ayet ve hadislerde özetle böyle yer alıyor. Bu ölçü veadaba ne kadar uyabilirsek, o nispette rahat ve huzur buluruz.
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*

eSRaReNGiZ*

  • CodeMaster
  • Administrator
  • DeĞerLi üYeMiZ
  • *******
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 2475
    • WWW
Ynt: Dini Sorulara Cevap.( SORU ve CEVAP ŞEKLİNDE )
« Yanıtla #16 : 13 Ağustos 2008, 17:52:07 »
SORU :Peygamberimiz’in (s.a.v.) veda haccı nasıl gerçekleşmiştir?
-Veda hutbesinde ashabına hangi tavsiyelerde bulunmuştur?
-Peygamberimiz’in (s.a.v.) veda tavafı ve Medine’ye dönüşü nasıl olmuştur?
- Size iki şey bırakıyorum


CEVAP

Hicretin 10. senesi, Zilhicce ayı. (Milâdî, Mart 632.)

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hicretin Onuncu yılının Zilkâde ayında ikenhacca hazırlandı. Medine'deki Müslümanlara da haccetmek üzerehazırlanmalarını emir buyurdu. Ayrıca, Medine dışındaki Müslümanlara dabu maksada hazırlanıp Medine'de toplanmaları için haber gönderdi.

Bu haber üzerine, haccetmek arzusunda olan binlerce Müslüman Medine'yeakın etmeye başladı. Çok geçmeden Medine îmân ve İslâmın nuruylamünevver simalarla dolup taştı. Medine etrafında çadırlar kuruldu.
Müslümanlar eşsiz bir bayram sevinci yaşarken, Resûl-i KibriyâEfendimiz de, tebliğ ettiği azametli davanın muazzam neticesinigörmenin huzur ve saadeti içinde Cenâb-ı Hakka hamd ve şükrediyordu.

Medine'den Ayrılış

Zilkâde ayının çıkmasına beş gün vardı. Günlerden Cumartesi idi.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Medine'de yerine Ebû Dücâne es-Sâidî'yivekil tayin etti.1 Hâne-i Saadetinde yıkandı. Güzel kokular süründü.Yeni elbiseler giydi. Öğleye doğru Hâne-i Saadetinden çıkıp Mescid-iŞerife gitti. Öğle namazını kıldırdı.2

Fahr-i Âlem Efendimiz, etrafını nurânî halkalar halinde sarmış olan yüzbini aşkın Müslümanla birlikte Medine'den hareket ederek Zülhuleyfemevkiine vardı. Geceyi, muazzam, cemaatıyla burada geçirdi.

Ertesi günü, öğle namazını burada edâ ederek ihrama girdi ve herbiriinsanlık âleminin birer yıldızı olan Sahabîleriyle birlikte Mekke-iMükerremenin yolunu tuttu.

Fahr-i Âlem Efendimizin beraberinde bütün Ezvâc-ı Tahirat ve hayattaki tek evlâdı Hz. Fâtıma da vardı.
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, devesi Kasva'nın üzerinde idi. On binlerceSahabî o Mânevi Güneşin etrafında yörüngelerini kaybetmeyen gezegenleriandırıyordu. Dillerde sadece telbiye vardı:
"Lebbeyk Allahümme Leybeyk. Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk. İnnelhamde vennimete leke ve'l-mülk. Lâ şerike leke."
Sanki yeryüzü bir ağız olmuş, aynı "telbiye"yi yüzbinler dil iletekrarlıyordu. Fahr-i Âlem Efendimiz ve Sahabîlerin sevinç veheyecanına âdeta yer ve gök iştirak ediyordu.

Mekke'ye Varış

Tarih: Zilhicce ayının dördü, Pazar günü, sabahın erken saatleri.

Fahr-i Âlem Efendimiz, etraftan gelenlerin de katılmasıyla yüz biniaşkın Müslüman hacılarla Mekke'ye üst kısmından, Seniyyetü'l-Kedâmevkiinden girdi.3 Kâbe-i Muazzamayı görünce, "Yâ Rabbi! Bu muazzammâbedin azamet, şeref, keramet ve mehabetini arttır"4 diye duâ etti.

Bundan sonra Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Beytullaha vardı.

Hacerü'l-Esvedi istilâm etti* ve o köşeden Kâbe-i Muazzamayı tavafabaşladı. Tavafın ilk üç devresinde adımlarını kısaltıp, omuzlarınısilkelemek suretiyle hızlı ve çalımlı bir şekilde yürüdü. Kalan dörtdevresini ise ağır ağır yürüyerek tavafını tamamladı.
Kâbe'nin etrafını yedi defa dolaşarak tavafı tamamladıktan sonra Makamıİbrahime vardı. Orada iki rekât namaz kıldı.5 Sonra tekrar dönüpHacerü'l-Esvedi istilâm etti. Bu esnada Hz. Ömer'e, "Ey Ömer! Sen,güçlü kuvvetlisin. Hacerü'l-Esvede yetişmek için başkasına omuz vurma!İnsanları, güçsüzleri rahatsız etme! Eğer, tenhâ bulursan onu istilâmet! Yok tenhâ bulamazsan, uzaktan el sürüp öpme işareti yap ve kelime-iTevhid oku, tekbir getir"6 buyurdu.

Peygamberimiz (s.a.v.)in Sa'y Edişi

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bundan sonra Safa Tepesine çıktı. OradaCenâb-ı Hakka hamd ve şükrünü takdim etti. Buradan inerek Safâ ve Mervearasında yedi kere sa'y etti.

Mina'ya Gidiş

Mekke'de Pazar, Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri kalan Resûl-iKibriyâ Efendimiz, Perşembe günü Mina'ya gitti. Öğle, ikindi, akşam veyatsı namazlarını orada cemâatla edâ etti. Geceyi orada geçirdi.Zilhicce'nin dokuzu Cuma günü sabah namazını edâ ettikten sonraMina'dan Arafat'a doğru hareket etti.7
Ashab-ı Kiramın getirdiği telbiye ve tekbirlerle âdeta yer gök çınlıyordu.

VEDÂ HUTBESİ

Arafat'ta Allah'a hamd ve senâdan sonra hususî olarak o sırada hazırbulunan yüz bini aşkın (120.000) Sahabîye, umumî olarak da bütünMüslümanlara, bütün insanlığa değişmez, eskimez ölçüler ihtiva eden şuhutbesini irâd buyurdu:

"Bismillâhirrâhmânirrahîm
"Ey insanlar!
"Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.
"İnsanlar!
"Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddesbir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise,canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir; her türlütecâvüzden korunmuştur.
"Ashabım!
"Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O da sizi yaptıklarınızdan dolayısorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz vebirbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse, bunlarıdaha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.
"Ashabım!
"Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki,faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlkkaldırdığım faiz de Abdülmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.Lâkin anaparanız size âittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.
"Ashabım!
"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün âdetler kaldırılmıştır,ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan dâvâları da tamamenkaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan dâvâsı, Abdülmuttalib'in torunuİyas bin Rabia'nın kan dâvâsıdır.
"Ey insanlar!
"Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapılmaktan tamamenümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde onauyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardanda sakınınız.
"Ey insanlar!
"Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızıtavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız veonların namusunu kendinize Allah'ın emri ile helâl kıldınız. Sizinkadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkıvardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; yatağınızı hiç kimseyeçiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinizealmamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinizealırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve dahaolmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların dasizin üzerinizdeki haklan, meşru örf ve âdete göre yiyecek vegiyeceklerini temin etmenizdir.
"Ey mü'minler!
"Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiçşaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur'ânı Kerim vePeygamberinin (a.s.m.) sünnetidir.
"Mü'minler!
"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanınkardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslümanakardeşinin kanı da, malı da helâl olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ilevermişse o başkadır.
"Ey insanlar
"Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastanhissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocukkimin döşeğinde doğmuşsa ona âittir. Zina eden kimse için mahrumiyetvardır. Babasından başkasına âit soy iddia eden soysuz yahutefendisinden başkasına intisâba kalkan köle, Allah'ın, meleklerinin vebütün insanların lânetine uğrasın. Cenâb-ı Hak, bu gibi insanların netevbelerini, ne de adalet ve şehâdetlerini kabul eder.
"Ey insanlar!
"Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem'in çocuklarısınız,Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arapüzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine,siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancaktakvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız,Ondan en çok korkanınızdır.
"Âzâsı kesik siyahî bir köle başınıza âmir olarak tayin edilse, siziAllah'ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.
"Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.
"Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız: Allah'a hiçbirşeyi ortak koşmayacaksınız. Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı,haksız yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hırsızlıkyapmayacaksınız.
"İnsanlar Lâ ilâhe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzereemrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarınıkorumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a âittir.
"İnsanlar!
"Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?
"Sahabe-i Kiram hep birden şöyle dediler:
"Allah'ın elçiliğini ifâ ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerinegetirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye şehâdet ederiz."
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şehâdet parmağınıkaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu:
"Şahid ol, yâ Rab! Şahid ol, yâ Rab! Şahid ol, yâ Rab!"8

Öğle Ve İkindi Namazlarının Beraber Kılınışı
Resûl-i Ekrem Efendimiz, bütün insanlığa en yüksek ve kudsî bir dersolan Vedâ Hutbesini sona erdirdiği sırada Hz. Bilâli Habeşî öğleezanını okumaya başladı. Resûl-i Ekrem Efendimiz ve Ashab-ı Kiram, huşuiçinde susup ezanı dinlediler. ezan bitince, Hz. Bilâl kaamet getirdi.Fahr-i Kâinat Efendimiz, o muhteşem cemaata imam olup önce öğlenamazını kıldırdı. Sonra yine kaamet getirilerek ikindi namazınıkıldırdı. Böylece Resûl-i Ekrem Efendimiz, bir ezan iki kaametle ikivaktin namazını birleştirdi.9

İlk İşâret

İkindiden sonraydı, vakit akşama yakındı. Resûl-i Ekrem Efendimiz,devesi Kasvâ'nın üzerindeydi. Bu sırada şu âyet-i kerime nâzil oldu:
"Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâmı seçtim."10

Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu âyeti okuyunca, Ashabı Kiram son derecesevinip ferah duydular. Sadece biri ağlıyordu: Hz. Ebû Bekir. Sahabîlerbuna bir mânâ veremediler. Niçin ağladığını sorduklarında, "Bu âyet,Resûlullahın (a.s.m.) vefâtının yakın olduğuna delâlet ediyor. Onuniçin ağlıyorum"11 cevabını aldılar.

Hz. Ebû Bekir'in söylediği ve anladığı sır doğru idi. Zira bu âyet,Fahr-i Kâinat Efendimizin dünyadan göç etme zamanının yaklaşmışolduğuna ilk işâret idi. Çünkü, teklif ve tebliğ edilmesi gerekenşeyler bittiğine göre, teklif ve tebliğ edenin vazifesi de son bulacakdemekti.
Aynı sırrı, Hz. Ömer'in idrak ettiğini kaynaklar zikrederler.12

Arafat'tan Müzdelife'ye

Cuma günü, güneş battıktan sonra Fahr-i Kâinat Efendimiz (a.s.m.)devesi Kasvâ'nın üzerinde ve terkisinde Üsâme bin Zeyd ile birlikte,Arafat'tan Müzdelife'ye geldi. Bu sırada akşam namazı vakti çıkmış,yatsı namazı vakti girmişti. Resûl-i Ekrem Efendimiz bir ezan ikikaametle önce akşam, arkasından da yatsı namazını kıldırdı.13

Peygamber Efendimiz Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan geceyi Müzdelife'degeçirdi. Cumartesi günü sabah namazını orada edâ ettikten sonraMeş'ar-ı Harama geldi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Ashabına "Cemre'de* atılacak ufak taşlarıtoplayınız" diye emretti ve taşların nasıl atılacağını gösterdi.
Sonra Akabe Cemresine birer birer yedi ufak taş attı. Her taş atışında"Allahü ekber" diyerek tekbir getiriyordu. Bu arada Ashab-ı Kiram daaynı şekilde Cemre taşlarını atıyorlardı.

Peygamberimiz (s.a.v.) Akabe Cemresinde yedi taşı attıktan sonra Mina'ya döndü.

Kurban Kesme

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz oradan kurban kesme yerine gitti. Ömr-üsaadetlerinin her bir senesi için bir kurban olmak üzere atmış üçkurbanı bizzat mübarek elleriyle kesti.14 Saçlarını traş ettirdi.Kesilen saçlarını hatıra olsun diye Sahabîlerine birer ikişer dağıttı.Bu da ashabından ayrılığının yaklaştığına işaretti. Ayrıca: "Eyinsanlar! Haccın usûl ve erkânını benden öğrendiniz. Bilmem, ama belkibundan sonra benimle görüşemezsiniz" buyurarak da bu işâretikuvvetlendirdi.

Peygamberimiz (s.a.v.)in (a.s.m.) saçının ön kısmı traş edildiğisırada, Hz. Halid bin Velid, "Yâ Resûlallah" dedi, "alnın üzerindekisaçınızdan bana verir misiniz?"

Peygamber Efendimiz onun bu isteğini kabul etti ve kendisine saçının önkısmından birkaç tel verip hayatında devamlı muzzaffer olması için duâetti. Hz. Halid, mübârek saçları alıp gözüne sürdü, sonra da külâhınınönüne yerleştirdi.
Resûl-i Ekrem Efendimizin o saç ve duâsının bereketi hürmetine Hz.Halid girdiği her harpten muzaffer çıkmıştır. Nitekim kendisi de, "Ben,onu hangi tarafa yönelttimse, orası fetholundu"15 demiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.)in İfâza Tavafı

Resûl-i Ekrem Efendimiz, kurban bayramının birinci günü öğle vaktindenönce ifâza (ziyâret) tavafını yapmak üzere Kâbe-i Muazzamaya gitti.Müslümanlara da gitmelerini emir buyurdu. Tavafını yaptıktan sonra öğlenamazını kıldı. Zemzem Kuyusundan su içti.16

Resûl-i Ekrem Efendimiz o gün akşama doğru Mina'ya döndü.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, kurban bayramının ikinci ve üçüncü günü, güneşbatıya doğru eğrildiği zaman yaya olarak Mina Mescidinden sonraki İlkCemrenin yanına vardı. Oraya birer birer yedi tane çakıl taşı attı. Herbirini atarken "Allahü ekber" diyerek tekbir getiriyordu.
Bundan sonra İkinci Cemre, ondan sonra da Cemre-i Akabe denilen ÜçüncüCemre'nin yanına vardı. Her birisine birer birer yedi taş attı. Herbirini atarken "Allahü Ekber" diyerek tekbir getiriyordu.17

Muhassab'a Gidiş

Zilhicce'nin on üçü, Salı günü. Resûl-i Ekrem Efendimiz, Mina'danMuhassab denilen taşlık yere gitti. Orada çadırı kurulmuştu. Bu sıradaAshab-ı Kirama hitaben şöyle buyurmuştu.

"Allah, sözümü güzelce ezberleyip, sonra da onu duymayanlara ulaştırankimselerin yüzünü nurlandırıp neşelendirsin. Olabilir ki, anlayankendisinden daha iyi anlayana onu ulaştırır.

"İyi biliniz ki, üç şey mü'min ve Müslümanların kalblerine kin ve kıskançlık sokmaz.
1. Allah'ın rızasını gözeterek ihlâs ile amel,
2.. Müslüman olan âmirlere nasihat ve itaatta bulunmak,
3. Müslüman cemaata îtikâd ve sâlih âmelde tabi olmak."18

VEDÂ TAVAFI

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz sabah namazından önce, Beytullaha tavaf içingidileceğini Ashab-ı Kirama ilân etti. Daha Sonra Kabe-i Muazzamayagidip veda tavafını yaptı.19

Zilhicce'nin on dördü, Çarşamba günü. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz veAshab-ı Kiram, Vedâ Tavafından sonra, Mekke-i Mükerremeden Medine-iMünevvereye doğru yola çıktılar. Gadir-i Hum Vadisinde konakladılar.Efendimiz orada öğle namazını kıldırdı. Namaz bitince Ashabına, "Eyinsanlar! Biliniz ki, ben de bir insanım! Çok sürmez yüce Rabbiminelçisi gelecek, beni ebedî âleme çağıracak. Ben de onun dâvetine icâbetedeceğim. Yakında size vedâ edeceğim" dedikten sonra sözlerine şöyledevam etti:
"Eğer sadâkatle sarılırsanız, sizi doğru yolda muhafaza edecek iki şeybırakıyorum: Onların birincisi Allah'ın Kitabı Kur'an'dır ki, içindehidâyet ve nur vardır. Ona sımsıkı sarılınız! İkincisi de EhliBeytim'dir."20

Resûl-i Kibriyâ Efendimizin, biz Müslümanlara bıraktıkları arasındaikinci olarak Ehli Beyt'ini zikretmesi mânidardır. Bunu nasıl anlamakgerekir?

Resûl-i Ekrem (a.s.m.) gayb-âşina nazarıyla görmüş ki; âl-i Beyt'i,Âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nûraniye hükmüne geçecek, Âlem-iİslâmın bütün tabakatında, kemâlâtı insaniyye dersinde rehberlik vemürşidlik vazifesini görecek zâtlar, ekseriyeti mutlaka ile Âl-iBeytten çıkacak. Yâni, nasıl ki, milleti İbrahimiyede ekseriyetimutlaka ile nurâni rehberler Hz. İbrahim Aleyhisselâmın âlinden,neslinden olan enbiya olduğu gibi; ümmet-i Muhammediyede de (a.s.m.)vezaif-i azime-i İslâmiyette ve ekser turûk ve muâlikinde Enbiya-i Benîİsrail gibi, Aktab-ı Âl-i Beyti Muhammediyyeyi (a.s.m.) görmüş. Onuniçin, "Kul la es'elüküm aleyhi ecren ille'l-meveddete fılkûrba"demesiyle emrolunarak, Âl-i Beyte karşı ümmetin meveddetini istemiş. Buhakikatı te'yid eden diğer rivâyetlerde ferman etmiş: 'Size, iki şeybırakıyorum, onlara temessük etseniz, necât bulursunuz. Biri:Kitabullah, biri: Âl-i Beytim.' Çünkü, Sünnet-i Seniyyenin menbâı vemuhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan Âl-i Beyttir.

"İşte bu sırra binâendir ki; Kitab ve Sünnete ittibâ ünvânıyla buhakikat-ı hadisiyye bildirilmiştir. Demek, Âl-i Beytten, vazife-iRisâletçe muradı: Sünneti Seniyyesidir. Sünneti Seniyyeye ittibâı terkeden, hakikî Âl-i Beytten olmadığı gibi, Âl-i Beyte hakikî dost daolamaz.
"Hem ümmetini Âl-i Beytin etrafında toplamak arzusunun sırrı şudur ki;Âl-i Beyt çok tekessür edeceğini [çoğalacağını> izni İlâhî ilebilmiş ve İslâmiyet za'fa düşeceğini anlamış. O halde gayet kuvvetli vekesretli bir cemâati mütesanide lâzım ki, Alemi terakkiyat-ımânevîyesinde medar ve merkez olabilsin. İzni İlâhi ile düşünmüş veümmetini Âl-i Beyti etrafına toplamasını arzu etmiş.

"Evet, Âl-i Beytin efrâdı ise, i'tikad ve iman hususunda sâirlerden çokileri olmasa da, yine teslim ve iltizam ve tarafgirlikle çokileridirler. Çünkü; İslâmiyete fıtraten, neslen ve cibilliyettentaraftardırlar. Cibillî taraftarlık; zayıf ve şânsız, hattâ haksız daolsa bırakılmaz. Nerede kaldı ki, gayet kuvvetli, gayet hakikatli,gayet şanlı bütün silsile-i ecdadı bağlandığı ve şeref kazandığı vecanlarını feda ettikleri bir hakikata taraftarlık, ne kadar esaslı vefıtrî olduğunu, bilbedâhe hisseden bir zât, hiç taraftarlığı bırakırmı? Âl-i Beyt, işte bu şiddet-i iltizam ve fıtrî islâmiyet cihetiyleDin-i islâm lehinde ednâ bir emareyi, kuvvetli bir bürhan gibi kabuleder. Çünkü, fıtrî taraftardır. Başkası ise, kuvvetli bir bürhan ilesonra iltizam eder.' (Bediüzzaman Said Nursî, Lem'alar, s. 19-20.)

Bu sözlerinden sonra Hz. Ali'nin elinden tuttu. "Ben kimin mevlâsıisem, Ali de onun mevlâsıdır" buyurdu ve arkasından, "Allah'ım! Onadost olana dost, düşman olana düşman ol!" diye niyazda bulundu.21

Peygamberimiz (s.a.v.)in (a.s.m.) yakında ebedî âleme göç edeceğinihaber veren yukarıdaki sözleri, Ashab-ı Kiramı hüzne boğdu. Uğrundacanlarını fedâ ettikleri, öz nefislerinden daha çok sevdikleri KâinatınEfendisi aralarından gidecekti.
Şimdiden âdeta kendilerini bir yetim kabul edip gözyaşları döküyorlardı.

Medine'ye Varış

Medine görününce Peygamber Efendimiz üç defa tekbir getirdi. Sonra âdetleri olan duâyı yaptı:
"Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah tektir, ortağı yoktur. Mülk Onundur. Bütün hamd de Ona mahsustur. O, her şeye kadîrdir.
"Rabbimize yönelici, günahlarımızdan tevbe edici, Rabbimize kulluk, secde ve hamd edici olarak dönüyoruz."22

Medine'ye girince Efendimiz doğruca Mescid-i Şerife vardı. Orada iki rekât namaz edâ ettikten sonra Hâne-i Saadetine döndü.
Bu, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin ilk ve son haccı oldu.


1. Sîre, 4:248; İnsanü'l-Uyûn, 3:312.
2. Tabakât, 2:173-175; Müsned, 3:110; Zâdü'l-Mead, 3:213.
3. Tabakât, 2:173; Müsned, 2:14; Tirmizî, 3:209.
4. Tabakât, 2:173; ibn-i Kesîr, Sîre, 4:301.
* İstilâm: Hâcerü'l-Esved'e elle dokunmak, yahud onu öpmek, bunlar mümkün değilse, karşıdan el sürmek işareti yapmak demektir.
5. Müsned, 3:320; Müslim, 4:40; ibn-i Mâce, 2:1023.
6. Müsned, 1:28.
7. Tabakât, 2:173; Zâdü'l-Mead, 3:267.
8. Sîre, 4:250-252; Taberî, 3:168-169; Müsned, 1:384, 453, 5:30, 262, 412; Müslim, 4:41-42; ibn-i Mâce, 2:1024-1025.
9. Megazî, 3:1102; Müslim, 4:41; İbn-i Mâce, 2:1025.
10. Mâide Sûresi, 3.
11. M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, 2:1569.
12. Taberî, 6:52; İbn-i Kesîr, Tefsir, 2:13.
13. Buharî, 2:177; Müslim, 4:42; Ebû Davud, 2:191.
* Cemre, kendisi ile teyemmüm etmek caiz olan küçük taş veya toprakparçaları veyahut da taş demektir. Minâ'da üç küçük taş kümesi vardır:Cemre-i Ulâ, Cemre-i Vusta ve Cemre-i Akabe.
14. Müslim, 4:42; Zâdü'l-Mead, 1:275.
15. Üsdü'l-Gâbe, 2:111.
16. Tabakât, 2:182; Müslim, 4:42-43; İbn-i Mâce, 2:1026.
17. Müsned, 2:152; Nesâî, 4:276-277.
18. Müsned, 4:80-82; ibn-i Mâce, 2:1016.
19. Buharî, 1:82.
20. Müsned, 4:367.
21. Müsned, 4:281, 368, 370; Tirmizî, 5:633.
22. Müsned, 4:187-189; Ebû Davud,3:91.
Kayıtlı
ZamansizSaatLer.Net & eSRaReNGiZ*
 


İlgili Konular
Konu Başlatan Yanıtlar Gösterim Son İleti
4 SORU, 4 CEVAP !!!
Sorularla İslamiyet
UfKu DuA 7 473 Son İleti 05 Ekim 2008, 21:28:18
Gönderen: Katre_
3 soru 3 cevap
Hikayeler&Kıssalar
Katre_ 2 120 Son İleti 24 Ocak 2009, 16:26:39
Gönderen: Katre_
İmam nikâhı üzerine/soru-cevap
Fıkıh ve İlmihal
RuHu BiTaB 8 136 Son İleti 12 Nisan 2009, 19:41:46
Gönderen: RuHu BiTaB
Cinlerde Cennete Girecekmi? (Soru-Cevap)
Sorularla İslamiyet
UfKu DuA 0 36 Son İleti 28 Kasım 2009, 14:05:41
Gönderen: UfKu DuA
KURAN I KERİM İLE İLGİLİ 80 SORU YA 80 CEVAP
Kur an-ı Kerim & Tecvid & Tefsir
kasif 0 27 Son İleti 01 Mart 2010, 16:51:40
Gönderen: kasif